İnsan en güzel kıvamda yaratılmış ama bu kıvamın tamamı Allah azze ve celleyi birleyip katışıksız itaat etmesine bağlı. Yoksa insan nefsi emmaresiyle, baştan sona aczdir, hırstır, korkudur, tembelliktir, cimriliktir, aldanmadır, aceleciliktir, peşinciliktir, duyarsızlıktır, bencilliktir, öfkedir, hasımlıktır, kindir, intikamdır, isyandır, zulümdür, azgınlıktır, haddi aşmadır, vefasızlıktır, nankörlüktür, açgözlülüktür, kural tanımazlık ve savurganlıktır.

Hele insanın fikri bir şeye kitlendi mi, oradan çıkması da neredeyse imkansızdır. O yüzden Üstadın aşk-ı mecâzi dediği şey, beşerin en büyük zaafı olsa gerektir. Bağlandığı ideoloji, düşünce, grup, çevre, kişi adına muhakeme sekmelerini ömür boyu kapatırken bir yönüyle korkunç bir taassubun, ama diğer yönden de sırlı ve lüzumlu bir hikmetin hamalıdır insan.

Sonra hep başka tarafın aidiyetine giriftar olmuş kimselerin güya düştüğü trajikomik hallerle kendi intisabını daha da sağlamlaştıran zavallı bir aktördür.

Ve aynı insan, “ben aklımı kimseye kiraya vermem, hiçbir ekosistemin aleti, neferi, süvarisi ve vebal ortakçısı olmam” diyerek bağımsız halde kendi kıymetini koruyacağını zanneden acayip uyanık bir sefildir de.

Fabrika ayarlarından gafil, fıtrat düzeneğinden habersiz, ontolojisine cahil şaşkın fanatik.

Süleyman olmadığı halde, hayvanların dilini öğrenip, onların zararından emin, faydalarından müstefîd olacağını hesap eden çokbilmiş mağrur.

Ve ardından çevresinde dönen göktaşlarının cazibesine kapılıp sonsuz uzayda galaktik bir merkez hayaliyle göle yoğurt çalan Nasreddin.

Bağlanmanın sonuçlarından kurtuluş, bağları koparmak olsaydı o zaman birlikteliği emreden Kur’an ve Sünnetin emirleri için kendini cemaatsiz zanneden bakarkörler, “İbrahim tek başına ümmetti” ayetinin tevilinden başka dillerinin kınına ne takacaklardı ki.

Neyse, ne demişti şair: “Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader. Aldırma böyle gelmiş böyle gider.”

Mevlâ, ayaklarımızı sabit kılsın. Şaşırtmasın, şeytanların şerrinden muhafaza eylesin. Bizi ilgilendirmeyen hususlarla bizi meşgul ettirmesin.

Aslında konuşmak istediğimiz mevzu şuydu:

Adamlar bir ucube nostaljiye giriftar olmuşlar. İçinden bol bol Allah’ın adı geçen cümlelerle ateizmin kavgasını veriyorlar.

Şeriat sayesinde bu topraklarda bugünlere geldiklerini ve şeriatın kendilerine kazandırdığı bütün nimetleri cebellezi yapıp -hâşâ- şeriata küfür için bir araya geliyorlar.

Devlet kurumlarını, uydurma tanrılarının doğal mabetleri olarak gördükleri için oralara asla içinde Allah celle celalühü geçen hiçbir şeyin doğrudan veya dolaylı girmesine tahammül edemiyorlar ve Nuh kavminin inatçılarının: "Sakın ilahlarınızı bırakmayın. Vedd'den, Suva'dan, Yeğus'dan, Ye'uk'tan ve Nesr'den asla vazgeçmeyin" (Nuh 23) çağrısıyla aynı minvalde “sakın laikliği bırakmayın” diye bas bas bağırıyorlar.

Karşı mahalleleri için “inanç siyaseti” diye bir kavram icad ediyorlar. Ardından ürettikleri bu gaybubetten ürküyorlar. “İrticacı” diyorlar eskiyor, “kökten dinci” diyorlar, “İrancı” diyorlar tutmuyor, “Talibancı” diyorlar. Olmuyor, “ortadoğulu” diye aşağılıyorlar, “İslamcı” diye ötekileştiriyorlar. Sonra batının sattığı “cihatçı” kelimesi hoşlarına gidiyor. Ama her seferinde uydurdukları bu etiketlerden korkuyorlar, panikliyorlar.

Ve her gün sitemlerle boğuşup duruyorlar. Öyle bir terk edilmişlik hissi yaşıyorlar ki, çılgınca niyaz diyorlar:

“Ey Amerika! Afganistanı neden bu Talibana bırakıp kaçıyorsun, şimdi onların her başarısında biz ne yapacağız?”

“Ey Amerika! Bunca gücüne, kudretine rağmen Gazze’de direnen cihatçıları neden yok edemiyorsun, bizi neredeyse Gazze’lilerin acısını konuşmak zorunda bırakıyorsun?”

“Ey Amerika! Epstein pisliklerini de diğerleri gibi örtmek varken neden ifşa ediyorsun, bizi şu örümcek kafalı dinciler karşısında bu rezillikleri savunmak zorunda bırakıyorsun.”

“Ey Amerika! Çıkarlarına eyvallah da Suriye’de neden cihatçıların başa gelmesine yeşil ışık yakıyorsun. İran, israil filan diyorsun da siz yankiler, cihatçılarla bile kanki olabiliyorsanız biz kime gidelim, bizi kime bırakıyorsun?”

Çok gerginler çok.

Ellerinde bir laik devremülk var.

Buna azı dişleriyle yapışmak zorunda hissediyorlar.

Ya Amerika ondan da vazgeçerse..

Yok daha neler..