İran İslam Devrimi, İslam ümmeti büyük bir şahsiyetini kaybetti. Aksa Tufanından bu yana Kudüs’ün kurtuluş ve özgürlük davası yolunda birbiri ardınca feda olan İslam kahramanlarının safına bir büyük şahsiyet daha katıldı. İslam düşmanı, dünyaya tapınan, koltuk delisi liderler gibi halkını bombaların, füzelerin altında bırakıp deliklerde, dehlizlerde, korunaklı yer altı sığınaklarında saklanmadı. Güvenli bir yere saklanması yönündeki teklifleri reddetti ve en büyük arzusuna, yani şehadete kavuştu.

Gerçekten İmam Hamaney şehadete aşık bir adamdı. Onun şehadet arzusuyla ilgili birkaç konuşmasını dinleme imkânı bulmuştum. Bir konuşmasında şöyle diyordu; “Ömrüm boyunca mücadele meydanlarında bulundum. Zindanlara girdim, suikastlara uğradım, cepheye gittim. Bu yaşımda korktuğum en büyük şey normal bir ölümle ölmektir. Normal bir ölümle ölmenin düşüncesi bile beni ürkütüyor, hatta dehşete düşürüyor!”

Yine şehit İmam başka bir konuşmasında şehitlik mertebesinin yüceliğinden bahsederken buz örneğini vererek şunları söylüyordu; “Bir buz satıcısını düşünün, yazın sıcağında buz parçalarını satmak için çalışıyor. Buz var, alan yok mu diye bağırıyor. Onun sermayesi olan buz sürekli eriyor. Satsa da satamasa da o buz eriyecek. Yani satamasa elinde bir şey kalmayacak. Bizim ömür sermayemiz de yazın sıcağında eriyen buz gibidir. Ne yapsak ne etsek de ömür sermayemiz eriyecek ve yok olup gidecek. Ama öyle cömert bir alıcı var ki zaten eriyip yok olacak bu hayatı bizden çok pahalı bir fiyata satın almayı teklif ediyor. Satmasak da elimizden gidecek olan hayatı sonsuz cennet karşılığında bizden satın almak isteyen bu cömert alıcı Allah’tır. Bizden kendi yolunda şehit olmamızı isteyen yüce Allah, bunun karşılığında bize sonsuz cennet nimetleri lütfedeceğini teklif ediyor. Ne güzel bir alışveriş! Şehitlik böyle bir şeydir işte!”

Evet, o şehadete aşıktı ve âşık olduğu şeye kavuştu. İnsanlık tarihinin en ahlaksız, hain, cani, sapık güruhlarından biri tarafından, küçücük çocuklara tecavüz ettikten sonra onları öldürüp kanlarını içen, etlerini pişirip yiyen iğrenç mahluklar tarafından ailesi ile birlikte şehit edildi. Değerli canını İslam davası uğruna, Kudüs davası uğruna feda etti. Ne mutlu ona! Böyle bir sona ancak gıpta edilir.

İran İslam Cumhuriyetinde ve Siyonist Haçlı ittifakının saldırısı altında olan birçok İslam coğrafyasında şehadete âşık olan, şehit olacağı günü büyük bir özlemle bekleyen yüzlerce, binlerce, hatta milyonlarca insan var. Onlar, kafirlerin dünya hayatına âşık olmasından çok daha fazla şehitliğe ve ahiret hayatına kavuşmaya aşıktırlar.

Emperyalistler, Amerikalı ve israilli haydutlar, Avrupalı eşkıyalar bunu anlayamıyorlar. Mücadeleci Müslümanları da kendileri gibi dünyaya düşkün, ölümden korkan kimseler sanıyorlar. Devasa savaş teknolojileri karşısında neden teslim olmadıklarını anlayamıyorlar. Müslümanların direnişi, cesareti onları şaşırtıyor.

Ama şaşırmaya devam edecekler! Şehadete aşık bir milleti, bir ümmeti ölümle korkutup teslim alamayacaklarını sonunda anlayacaklar. Ve zelil bir şekilde, köpekler gibi kuyruklarını bacakları arasında sıkıştırıp kaçacaklar. Şehadete aşık liderlere sahip, şehadete sevdalı bu ümmetin mücahit evlatlarını asla teslim alamayacaklar! Bütün dünyayı da arkalarına alsalar, yedi düvel bir olup da gelse direnişin evlatlarını sindirip korkutamazlar.

Üstad Bediüzzaman’ın dediği gibi hakiki imanı elde eden bir mümin bütün dünyaya meydan okuyabilir ve elhamdülillah bütün dünya görüyor ki meydan okuyorlar da! Gazze’nin yiğit evlatlarına boyun eğdiremedikleri gibi İran’ın, Lübnan’ın, Yemen’in ve direnen tüm İslam coğrafyalarının yiğit evlatlarına da boyun eğdiremeyeceklerdir. Zafer, “zillet bizden uzaktır” diyenlerin olacaktır inşallah!