Televizyon ekranlarını açtığımızda karşımıza çıkan manzara artık tesadüf değil; sistematik bir yozlaşmanın yansımasıdır. Ahlaka aykırı sahneleri ve alkolü sıradanlaştıran diziler, entrika ve ihanetle beslenen senaryolar… Daha da vahimi, bu yapımların başrolünde yer alan ve gençler tarafından “rol model” olarak görülen sözde sanatçıların, uyuşturucu kullanımıyla gündeme gelmesi, haklarında açılan soruşturmalar ve tutuklamalarla anılmasıdır. Buna rağmen RTÜK’ün ya müdahale etmemesi ya da cüzi para cezalarıyla geçiştirmesi, yapımcıları ve televizyon kanallarını aynı yanlışta ısrarcı kılmaktadır. Peki bu tablo karşısında nasıl bir gençlik yetişmesini bekliyoruz?
Bağımlılık, yalnızca bireyin sorunu değildir. Aile üyelerinden birinin bağımlı olması, tüm aileyi içine çeken ağır bir yıkım sürecidir. Maddi kayıplar, manevi çöküntü, umutsuzluk ve çaresizlik… Aile, bağımlı bireyle birlikte ağır bedeller öder. Bu süreçte sadece bir kişi değil, bir yuva sarsılır. Toplumun en küçük ama en güçlü yapı taşı olan aile kurumu, her bağımlılık vakasında biraz daha yara alır.
Bugün ahlak, maneviyat ve aile gibi kavramlar ciddi bir saldırı altındadır. Özellikle televizyon programları, diziler ve sosyal medyada “eğlence” adı altında sunulan içerikler, gençlerin değer yargılarını sessiz sedasız dönüştürüyor. Doğru ile yanlış arasındaki sınırlar bulanıklaştırılıyor; alkol sahneleri, yasak ilişkiler, nikâhsız birliktelikler ve haz odaklı yaşam tarzı normalleştiriliyor. Reyting uğruna utanma, edep, hayâ ve saygı gibi insanı insan yapan tertemiz duygular ekranlardan silinip gitmiş.
Aile bireyleri aynı evde yaşasa da artık aynı dünyada yaşamıyorlar. Diziler, ekran başında geçirilen saatlerle aile fertlerini birbirinden koparmış; sevgi, şefkat ve merhametin yerini yalnızlık ve duyarsızlık almış. Bu kopuşun bedelini ise geleceğimiz olan gençler ödüyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın şu sözleri gerçeğin özeti niteliğindedir:
“Son dönemde ülkemizde yaşanan aile facialarının en büyük müsebbibi alkol, sanal bahis, kumar ve uyuşturucudur. Güvenlik kuvvetlerimiz, yargımız görevlerini layıkıyla yapıyor. Ancak hangi türde olursa olsun bağımlılık öyle bir bela ki emniyet tedbirleri tek başına yeterli olmuyor. Bunun için aile, toplum, medya dâhil herkesin seferberlik ruhuyla hareket etmesi gerekiyor.”
Evet, tespit doğru. Ancak tedbirler noktasında ciddi bir eksiklik var. Bugün hangi dizi alkolün bir felaket olduğunu anlatıyor? Hangisi uyuşturucunun insan hayatını nasıl kararttığını gösteriyor? Hangisi aile kurumunun kutsiyetinden, ahlakın ve edebin insanı nasıl yücelttiğinden söz ediyor? Zinayı, nikâhsız birlikteliklerin bireye ve topluma verdiği zararı açıkça ele alıyor? Cevap net: Hiçbiri.
Bunun yerine gençlere lüks, gösteriş, kolay yoldan para kazanma ve şöhret olma hayali pazarlanıyor. Sorumluluk duygusundan uzak, kimliksiz, amaçsız ve yorgun bir gençlik inşa ediliyor. Rol model olarak sunulan sözde sanatçılar, gençlerin önüne erdemi değil, hazcı bir yaşamı koyuyor.
Oysa ahlak ve maneviyat, bir toplumun ilerlemesi ve ayakta kalabilmesi için vazgeçilmezdir. Batıya benzemek, şeklen modernleşmek toplumu güçlü kılmaz. Güçlü toplum; değerleriyle barışık, kökleri sağlam, ahlaklı bireylerle mümkündür. Televizyon, sosyal medya ve sanat; reyting ve tüketime hizmet eden araçlar olmaktan çıkarılıp, birer eğitim ve bilinçlendirme vasıtası hâline getirilmelidir.
Aksi hâlde soruyu sormaya devam ederiz:
Ekranlardan beslenen bir gençlik, nasıl sağlıklı bireyler yetiştirecek?
Değerlerinden koparılmış bir nesil, nasıl güçlü bir toplum inşa edecek?
Cevap acıdır ama açıktır, bu gidişle edemez.