Allah`ın adıyla.

Halkını düzeltilmesi, bu da mümkün değilse düzleştirilmesi gereken bir yığın olarak gören bir devlet anlayışı ile içi içe yaşıyoruz. İttihat ve Terakki, ardından da Halk Fırkası`nın; günümüze miras bıraktığı bu kibirli anlayışa göre; halk hiçbir zaman haklı olamaz ve halkın değerlerine uygun bir düzen geliştirilemez.

Uzun süren savaşlar ve seferberlik kanunlarıyla darmadağın olmuş halkın 'baş'sızlığından faydalanarak; başarısına konanlar, ardından yaptıkları devrimlerle ipi tamamen ellerine geçirdiler. Çizilen çizgilerde en ufak bir yanlışını gördüklerini hizaya getirmek için, olmadık katliamlar yaptılar.

Kurtuluş ve kuruluş yıllarında daha çok 'kesme-biçme' tarzında yapılan düzeltme-düzleştirme operasyonları; daha sonraki yıllarda Islahat planları ve Devlet Planlama Teşkilatı yöntemlerine evirildi. Ülkenin tamamına yayılan düzleştirme politikalarının, en vahşi halinin, Kürtlere yönelik uygulanması da bu dönemlerde olmuştur.

Değişen modern dünya düzenine de uyularak sisteme uygun adam yetiştirme işlemleri, eğitim programları ile devam etti. Devlet; dininden uzak, kültürünü hor gören, değerlerine yabancı, geçmişine yabani bir nesil yetiştirmek için elinden geleni yaptı. Buna uygun çalışacak elemanlar, enstitülerde özenli tefessüh işlemlerinden geçirilerek hazırlandı. Diğer uygulamalarla da hedefler olabildiği kadar desteklendi.

Bununla beraber; her birkaç yılda bir 'tarihi şan ve darbeyle dolu ordu' devreye girdi. Düzeni bozan belli başlı çıkıntılar düzleştirildi. 'Yeterince dövdük, bayıldı. Kendine gelince de artık hizayı bozmaz' sandıkları halk, her defasında tekrar kendine doğru şekil almaya çalıştı.

O halde sisteme uygun kafalar yetiştirmek için eğitime devam! 'Türküm. Doğruyum. Çalışkanım.' Eğitim şart!

Yeni bir eğitim-öğretim yılının başındayız. Gene milyonlarca çocuk, sözde 'iyi birey olarak yetiştirilmek' için okullara alınacak. Peki, öyle oluyor mu? Kesinlikle hayır. Onları eğitenlerin 'iyi birey'liği bir yana, yapılan eğitim; ortamı, biçimi ve kalitesi itibariyle tamamen 'kötü birey' yetiştirme mekanizması.

Dolandırıcılara, ihale vurguncularına, banka batırıp kaçanlara, devleti soyanlara bakın; genelinin en eğitimli kişiler olduğunu göreceksiniz. Eğitim görmemiş bir gariban zaten ne yapabilir ki? En fazla kaçak elektrik kullanır. Borsaya girip köşe olacak veya hayali ihracat yapacak değil ya!

Onca düzeltme-düzleştirme sonucunda ortaya çıkan tablo ise içler acısı. Halkı manevi değerlerinden olabildiği kadar soyutladıkları gibi; dayattıkları 'dayanaksız değerler' de tutmadı. Devrimlerden, halk evlerinden, köy enstitülerinden, ıslahat planlarından, milli eğitimden, darbelerden; herkesin feryat ettiği bir nesil çıktı.

Annesini öldürüp altınlarını alan; beraber eğlendiği kişinin kafasını kesip çöpe atan; 'nerden bir vurgun yapsam da köşeyi dönsem' anlayışında; halkın değerleriyle alay eden, sorunlu ama sorumsuz bir nesil...

Artık batıda yapılan vahşetler bizde de var. Şimdi çağdaşlıklarıyla övünüp duruyorlar. Hatta yetmiyor. Bu (m)edeniyetlerini Arap devletlerine de model olarak sunuyorlar. Özgürlükler ülkesi Türkiye! İsteyen her melaneti işleyebilir, isteğini kesebilir. Modernleşmeye devam. Sistemin bu tür insanlara ihtiyacı var.

Bence bu zihniyetin gerçek sahipleri, milletten ciddi bir özür dilemelidir. En azından sistemlerinin ürünlerine bakıp utanmalıdırlar. Çünkü ulaşmak için uğruna koca bir İslam medeniyetini feda ettikleri 'muasır medeniyetler seviyesi' işte meydandadır.

Ülkenin dertlerine derman olmak isteyenler özellikle bu eğitim sorununa önemle eğilmelidir. Sistemin köhne ruhuyla barışık olmadığı hüsnü zannında olduğumuz Ak Parti hükümeti de artık binalar dikip açılışlar yapmak yerine; eğitimin özüyle ilgilenmelidir. Eğitim sistemini hem içerik hem de şekil olarak yeniden düzenlemelidir. Ayrıca kangrene dönmüş başörtüsü düşmanlığına kesin bir çözüm getirmeli, hiçbir olumlu tarafı olmayan karma eğitimden de vazgeçmelidir. Zararın neresinden dönersek kardır. Vesselam.