“Korku” canlıların hayatında belirleyici temel bir duygudur. Ancak korkuların sayısı, niteliği ve yaygınlığı zamanla değişmektedir. Bugün, korkunun sınırları aşıp küreselleştiği bir zamanda yaşıyoruz.
Canlılar için korkunun olduğu yer ve anda güvenlik arayışı doğal bir çaba olarak öne çıkar. İnsan türünün güvenlik arayışı sonucunda bulduğu ilk ve en temel sığınak ailedir. Ailenin en temel işlevi, üyeleri için korkularına karşı güven bulma yeridir. Diğer işlevler, ancak bu işlev sağlandıktan sonra mümkün ve anlamlı olur.
TÜİK’in ulaştığı şu veriler, Türkiye’de, korkunun yaygın ve derin etkilerini ortaya koymaktadır: “Bu ülkede çocuk yetiştirilmez!” diyen 18-24 yaş arası gençlerin oranı %47’dir. Bu sonuç, insanımızın henüz doğmayan çocukları için bile korktuklarını göstermektedir. Görüşmeci iki kişiden birinin dile getirdiği bu “korku”, toplumun bugününü etkilediği gibi, 1,48’e kadar düşen doğurganlık karşısında, geleceğini de etkileyeceğini göstermektedir.
Durgun bir suya atılan bir taş düştüğü yerden kıyıya doğru etrafında halkalar oluşturur. Bu örnekte olduğu gibi, toplumsal yapıda aile; etrafında diğer kurumların yer aldığı ve nihayetinde toplumsal yapının meydana geldiği bir başlangıç noktasıdır. Ailenin çevresinde din, siyaset, ekonomi, hukuk ve eğitim başta olmak üzere diğer toplumsal kurumlar yer alır. Sınırları belli bir alanda toplumsal kurumlar ilişkisel bağlamda oluşturduğu “bütüne” de toplumsal yapı denir.
Kıray’a göre toplumsal yapı, “Toplumsal kurumlardan, insan ilişkilerinden ve bunların karşılıklı etkileşimlerinden doğan toplumsal değerlerden oluşur; bu unsurların tümü karşılıklı olarak birbirini etkiler.”
Bu etkileşim, toplumsal yapıların neden durağan değil dinamik ve zaman içinde değiştiğini açıklar.
Aile kurumunun önemi, tam da burada ortaya çıkmaktadır. Toplumsal yapının merkezinde yer alan aile, hem denge ve uyumun hem değişim taleplerinin en güçlü şekilde yaşandığı yerdir. Bu münasebetle din, siyaset, ekonomi, eğitim ve hukuk gibi alanların her birinde ortaya çıkan değişim dalgaları, aile kurumunu da etkilemektedir. Bu özelliğiyle aile, bir taraftan toplumun geçmişi ile bugünü arasında bir denge noktasıdır, diğer taraftan toplumda yaşanan gelişmelerin en somut biçimiyle ortaya çıktığı toplumun özü ve özetidir.
Aile kurumunun denge konumunu yitirmesi, toplumda çöküşün yaşandığını gösterir. Bunun en somut iki işaretinden biri, ailenin artık üyelerine, onların davranışlarına yön veren ve sosyal ilişkilerini düzenleyen toplumsal değerleri benimsetmede ve uygulamada yetersiz kalmasıdır. Diğeri ise, toplumda ahlaki çöküşün tekrarlanan örneklerle yaygın olduğu düşüncesinin toplumda yayılmasıdır.
Batılı toplumlar, aile kurumunun toplumsal yapıda yerine getirdiği denge ve uyum işlevi yanında üyelerine sağladığı güvenin önemini ailenin etkisi büyük oranda zayıfladıktan sonra fark ettiler.
Huntington bu durumu, Batılı toplumlar için bir iç tehdit olarak tanımlamaktadır. Ona göre Batılı toplumlar, bilim ve teknolojide ileri bir konumda olmalarına rağmen iç tehditten dolayı ekonomik ve demografik açılardan çok ciddi sorunlarla karşı karşıyadır. Batı’daki ahlaki çöküş, kültürel intihar ve politik uyumsuzluk gibi sorunlar bunun en belirgin göstergesidir. O, Ahlaki çöküşün sık işaret edilen tezahürlerini şöyle sıralar:
1. Suç, uyuşturucu kullanımı ve genelde şiddet gibi toplumsal-karşıt davranışlarda artış,
2. Artan boşanma, evlilik dışı doğum, genç yaşta hamilelik ve tek ebeveynli aile oranlarına bağlı olarak ailenin yok olması,
3. ABD’de ‘sosyal sermaye’de yani gönüllü dernek üyeliği ve bu tür üyeliklerle ilişkili kişiler arası güvende azalma,
4. İş etiğinin zayıflaması ve kişisel bir müptelalık kültürünün doğması,
5. ABD’de düşük düzeyli eğitim başarısında tezahür eden öğrenme ve düşünsel etkinlik bağlamında azalma.
Aynı zamanda Huntington, Müslümanların ve Asyalıların ahlaki üstünlüklerini ileri sürmelerini ve öyle olduklarının düşünülmesini Batı’nın geleceği ve diğer toplumlar üzerindeki etkisi için bir tehlike olarak görmektedir.
Sonuç olarak, yaşadığımız çağda, bir taraftan korkular sayıca artarken diğer taraftan bu korkular toplumda daha yaygın ve etkili bir boyut kazanmaktadır. Bundan dolayı günümüzde aile, hem üyeleri hem de bir bütün olarak toplum için daha fazla güven kaynağı ve en önemli sığınaktır. Aile kaynaklı olumsuz örnekler, toplumun genel durumunu yansıttığı için önemlidir ve ihmal edilmemelidir. Çünkü bu örnekler, toplum için birer iç tehdit niteliğindedir. İç tehditleri önemsemeyen, zamanında ve yeterli düzeyde tedbir almayan toplumlar, içerden ve daha hızlı toplumsal çözülme ve çöküş yaşayacaktır.
PROF. DR. MEHMET YAZICI