• DOLAR 5.797
  • EURO 6.495
  • ALTIN 277.84
  • ...

Irkçılık, Müslüman toplumlarda öteki denilenlere karşı korkunç bir nefret oluşturdu. Bu nefret sadece ırkçılıkla ilgili bir yozlaşma değildir. Kadına bakış açısı ve birçok yönden Müslüman toplum ve bireylerin ahlaki yozlaşması orta yerdedir.

Mersin’de çıkan bir kavgada Ürdünlü bir anne ve çocuğu şiddete maruz kaldı. Anne ve kızına uygulanan şiddet aslından saptırılıp ırkçılık üzerinden değerlendirildi. Böylesi bir bakış, bir fecaattir. Müslüman toplumların iki asıl sebepten bu hale geldiler:

Birincisi, ilmi ve teknolojik ilerleme salt Batı aklının bir ürünü olarak görüldü. Çalışkanlık ve tembelliğin buna etkisi görmezden gelindi.

İkincisi, Batı’ya karşı yenilmişlik hissi, onu aşamama kompleksi Batı’ya özentili taklitçi bir toplum ortaya çıkardı.

Kendi inanç dinamikleri, ahlaki güzellikleri ve terbiye sistemini görmek istemeyen bu tip Müslümanlar, Batılı bir yaşam tarzıyla nefsi arzuları meşrulaştırma yoluna gittiler. Bu meşrulaşma, en çok kadın üzerinden yapılmak istendi, isteniyor.

Siz bakmayın onların ağzında ‘Kadın hakları, feminizm, özgürlük, İstanbul Sözleşmesi ve Toplumsal cinsiyet eşitliği” gibi süslü püslü sözlere. Asıl onların bu sözleri söylerken sırıtan çehrelerine bakın! Bu sözlerin ağızlarından nasıl da arzuyla aktığına bakın! Onların bir kadın için düşündüğü asla bir kadının hakkı, onun şiddetten korunması, erkek egemenliğinin kırılması değildir.

Kadını iffet ve ahlak gibi koruyucu ve muhafız dinamiklerden koparmanın en kolay yolu nedir? Kadını tesettüründen sıyırmak, onu art niyetli bakışlara karşı korunaksız hale getirmektir. Kadınlar moda, çıplaklık, reklam ve istihdam adı altında pis arzulara, şehvetli bakışlara ve yılışmalara elverişli hale getirilmek isteniyor.

Kur’an-ı Kerim, harama bakışı sadece kadına mahsus kılmamıştır; aynı bakışın sakıncası erkek için de geçerlidir. Kur’an-ı Kerim, nesli korumanın yolu olarak ‘tesettür, evlilik ve haram nazardan sakınma’yı önerir. Tesettür, bir kadının tanınıp incitilmemesi ve hor görülmemesi noktasında bir korunak, bir kaledir.

Bakışlarını sadece eşine hasretmiş bir erkek veya kadınla bakışlarını onlarca erkek ve kadına hasretmiş birinin sadakati aynı değildir. Bugünkü aile kavgalarında, eşler arası uyuşmazlıklarda, boşanmalara hatta birinin diğerinin hayatını hiçe saymaya kadar birçok evlilik probleminde haram bakışların, örtüsüzlüğün ve düğünlere kadar yayılmış erkek kadın ihtilatının etkisini kim inkâr edebilir?

Bugün, Batı aklı, kendisine mecbur kalmış Müslüman toplumların kendi ayakları üzerinde kalmasını ister mi? Hangi aklı başında bir adam bunun aksini iddia edebilir?

Yüzyıllardır topla tüfekle varlığımıza kasteden; işgal ve talanlarla yurtlarımızı viraneye çeviren bir Batının, AB uyumu koca bir yalandan ibarettir. Kadınla ilgili slogan, söylem ve çabalar her ne kadar kadına değer vermek gibi gösterilse de bu büyük bir aldatmadır; çünkü pratikte bu böyle değildir. Teknolojik bir ürün, gıdasal bir mamüle, tartışma programları, haber bülteni, butik türü işyerleri ve AVM'lerde kadın varlığı sadece bir vitrin olarak görülmektedir. Bu, kadına verilen bir değer veya kadını sosyal alanda işlevsel kılmak değildir.

Sözde kadın haklarını savunan feministler ve Batılı akıl(!) kadına değer vermede samimilerse o zaman iş alanında ve sosyal faaliyetlerde kadının zekâ, kabiliyet ve başarısından istifade etsinler. Onun yabancı bakışlara karşı güçlü bir kalesi olan iffetine ve bunun somut yansıması olan ve kadınlık cazibesini setreden tesettürüne dokunmaktan, el uzatmaktan vazgeçsinler.