Yazamadığını Yazmak

Hamd âlemlerin Rabbine, salât ve selâm da O'nun pak Rasûlüne olsun.

Yine her zamanki gibi bilgisayar başına geçip niyetimi, duamı ettim. Normalde bu aşamadan sonra, aklımdaki konulardan biri ön plana çıkar ve adeta ‘Beni yaz!' der. Bazen de birkaç konu berabere kalır ve bunlar arasında seçim yapmak için yeni bir dua-niyet işlemi gerekir. Ancak şu an yaklaşık on dakikadır klavyede gezinen eller, aklımıza isyan ediyor, “Düşün bir şeyler de yazalım!” diye. Akılsa öfkeyle “Ben düşünüyorum ama o kadar çok şey var ki ben de şaşırdım.” diyor. Kalbime manevi bir anjiyo gerek, zulümlerin zulmeti tıkandı çıkmıyor.

Haftalardır af meselesi üzerinden Yusufiler için yanan içimizden bahsetmek istedik ama beceremedik. Yine beceremeyeceğiz belli oldu. “Her bir Yusufî'nin hayatı bir kitap konusu olmaya yeterken, sen kimsin de kısacık bir makalede meramını ifade edebileceksin?” diyor içimizdeki ses. Fuzulî'nin dediği gibi “Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil…” Tam bu sırada odadan bir ses: “Konu ne? Neyi yazıyorsun?” Cevap: “Neyi yazamadığımı yazıyorum.”

Öfkeliyim… Herkesin sesinin duyulup da Yusufîlere sağır olunmasına öfkeliyim. Herkesin gönlü hoşnut edilmeye çalışılıp, Yusufîlerin adeta ölüme, ailelerinin de yalnızlığa terk edilmesine öfkeliyim. Onları içeri atan hâkim ve savcılar şu an içerde olmasına rağmen Yusuflara yeniden yargılama yolu açılmamasına öfkeliyim. Herkesin yalnızca bir annesi ve bir babası olur. Anne babalarının bırakın sıcaklığını; cansız ve soğuk yüzünü bile Yusufîlere çok görenlere öfkeliyim.

Her fırsatta meydanlarda ellerinde Kur'an sallayıp da Allah, mizan, hesap, cehennem yokmuş gibi yaşayanlara öfkeliyim. Her yerde Hz. Ömer'in adaletinden dem vuran ve neredeyse Hz. Ömer'den bile daha adaletliymiş gibi ahkâm kesenlerin, yirmi beş yıllık bu zulmü görmemesine öfkeliyim.

Yusufîlerin birçoğu çocuklarının doğduğunu bile görememişler diye üzülürdüm eskiden. Şimdi Yusufîler kendi düğünlerine bile şahit olamıyorlar. Eskiden ‘Yusufîlerin eşleri daha yeni gelinken, eşiyle vakit geçirememişken, hatta onu tanıyamamışken ayırmışlar.' derdim. Şimdi Yusufî hanımları eşleriyle iki saat vakit dahi geçiremiyor.

Ağlıyordu kızcağız, yüreğimiz yandı. “Babam çıkıp gelse nasıl davranılır bilmem. Neyi sever, neyi sevmez onu bile bilmem.” diyordu. Bu sözlere yüreği yanmayan yüreksizlere öfkeliyim.

Asıl suçu(!) Kur'an dersi vermek olan insanların, yaşayan -yani ölmemiş- insanların katili olarak cezalandırılmasına öfkeliyim. “Adam yaşıyor, ölmemiş?” “Olsun, sen öldürdün!”

Yanımda ailem olmazsa dışarı çıkmıyorum epey zamandır. Ailemle dahi çıksak ciddi sorunlar yaşadığımız oldu. Düşündükçe kahroluyorum. Yok yere eşleri hapse atılan kadınlar yıllardır kucaklarında bebekleriyle, yanlarında çocuklarıyla hayatlarını nasıl sürdürdüler?

Hapishanelerde sürekli bir devridaim; PKK çıkıyor, ETÖ giriyor. Onlar çıkıyor, FETÖ giriyor. Ama bu akımın içine bir tane bile 28 Şubat mağduru katılmadı. Domuzu yiyenler, bağını icad edip Müslümanların üstüne attı, animasyondan öteye gitmeyen videolar ajanslara servis edildi. Kozmik odaların bile sırrı çözüldü de Yusufîlerin masumiyetinin sırrı çözülemedi. Kral kıtlığın, krizin rüyasını değil gerçeğini de gördü ama ne de olsa psikolojikti(!).

Hırsızı, arsızı, uyuşturucu tacirini, katili çıkarmak için halkın gazını alacak yollar arayan ancak buna rağmen haksız yere zindana atılan mazlumları görmek istemeyenlere öfkeliyim. Bize ayrılan yeri fazlaca aştık. Bu mesele bitmez. Yusuflara, çilelerine ve sevdiklerine selam olsun.

Görüş ve Önerileriniz için...


Yorumlar Yükleniyor..