• DOLAR 7.558
  • EURO 8.983
  • ALTIN 474.05
  • ...

İdlib üzerinden yaşananlar, saha şartlarının ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha gösterdi. Son yaşananlar, sorunu lokal çatışma kavramından uzaklaştırarak savaş terminolojisinin tam ortasına oturttu.

Emperyal güçlerin Suriye sahasını bir şekilde düzlüğe çıkarmak yerine tüm bölgeyi bezdirecek bir yıpratma alanı haline getirmek istedikleri aşikârdır. Yıpratma planları karşısında yıpranmama iradesi varsa o da tüm bölge ülkelerinin sorumluluğundadır. Suriye ile Türkiye sonu olmayacağa benzeyen bir yıpranma savaşına tutuşur mu? İnşaallah olmaz diyelim. Nitekim her şeye rağmen hala diplomasi kanallarının az çok işliyor olması, bir umut olarak durmaktadır.

Suriye ile ilgili gelecekte uygulama alanına konulursa asıl gürültü koparacak konulardan bir tanesi de Amerika’nın önümüzdeki Haziran ayında uygulamaya koymayı düşündüğü “Sezar Yasası”dır. Bu yasanın içeriğine girmeden önce İdlib üzerinden Türkiye ile Rusya ve Suriye arasında yaşanan çatışmalı gerginlikte Amerikan pozisyonuna kısaca değinmek gerek.

Astana süreci ve Soçi mutabakatları, aynı zamanda Türkiye ile Amerikan ilişkilerinin gerilemesinin sembolü haline gelmişti. Bu süreçte Türkiye, Amerika’dan uzaklaştıkça Rusya ve İran’a daha fazla yakınlaşmış oluyordu. Moskova ile artan ilişkiler, boru hatları, S-400 alımı falan derken yaşananlar, siyasi ve askeri açıdan Batı’dan uzaklaşma seremonisini beraberinde getiriyordu.

Rusya, Türkiye’yi Batı bloğundan daha fazla uzaklaştırmanın mutluluğunu yaşarken; Türkiye’yi Batı paradigmasına geri döndürme hesapları, doğacak bir fırsata emanet edilmiş gibiydi. Nitekim İdlib bölgesinde TSK’ya yönelen ilk saldırı sonrası ayağının tozuyla Türkiye’ye gelen Jeffrey’in “Şehidlerimiz” çıkışı, Amerika için doğan fırsatın sevinç gözyaşları gibiydi.

Sonrası malumunuz. İdlib’de yaşananlar üzerinden Amerikalıların “Türkiye’nin yanındayız” şeklindeki sıralı açıklamaları birbirini kovaladı. Nitekim durum, Türkiye’nin Amerika’dan Patriot füze sistemlerini talep etmesine kadar vardı. Ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Azerbaycan dönüşü açıklamasında da yer aldığı gibi Amerikalıların destek açıklamalarının Patriotları verecek kadar bir samimiyete erişemediğini göstermekteydi. Birbirini kovalayan dostluk ve müttefiklik vurgularının yanı sıra Türkiye’yi fiili bir çatışmanın ortasına itecek kadar tekrarlanan “Destek” açıklamaları hala sürmektedir. Ancak Türkiye’nin beklentilerini karşılayacak herhangi bir somut girişim ufukta görünmüyor.

Peki, Amerika neden üst üste destek açıklamaları yapıyor? Ya da art arda gelen destek açıklamaları neden Türkiye’nin beklentilerini karşılamaktan uzak kalıyor?

Evvela şunu belirtmek gerekir ki, Amerika İdlib’te hiçbir şekilde bir çözüm bulunmasını arzulamıyor. Bunu öngördüğü Suriye hedefleri açısından anlamak mümkündür. Türkiye’yi çatışmalara teşvik edip somut beklentilerini karşılamaktan uzak durma yöntemi ise, İdlib üzerinden arzuladığı kördüğümün Türkiye’yi de bağlayacak bir hal almasını sağlamaktan ibarettir.

Türkiye’yi Suriye’nin yanı sıra Rusya ile de bu dar alanda tokuşturma arzusu, ister istemez uygulamaya koymaya hazırlandığı “Sezar Yasası” ile bağlantılı planını akıllara getirmektedir.

“Sezar Yasası”, Amerika için yeni Suriye stratejisi olarak anılmaktadır. Haziran ayında uygulamaya konulacağı söylenen yeni strateji; ekonomik, siyasi, diplomatik ve askeri planlamalar kapsamaktadır.

Türkiye’nin PYD/SDG oluşumu ve statü arayışları karşısında gösterdiği reaksiyonlara bakıldığında yeni stratejinin askeri planlaması, Türkiye’yi tepki vermeyecek şekilde başka bir alanda kıstırmayı gerektirecek cinstendir. Sezar yasasında Suriye’nin saldırılarından korumak için SDG bölgesinin “Uçuşa yasak bölge” ilan edilmesinin öngörülmesi, Şam’dan daha fazla Ankara’nın tepkisi ve vereceği olası reaksiyonuyla karşılaşması kaçınılmazdır.

PYD/SDG mevzusu daha önce Türk – Amerikan ilişkilerini kopma noktasına getirmiş bir potansiyele sahip olduğu görülmüştür. Mantıksal açıdan yaşananlara bir bütün olarak bakıldığında, stratejide öngörüldüğü şekilde “Uçuşa yasak bölge” ilanı yeni bir Türk – Amerikan krizini beraberinde getirecektir.

Hem kendi planlarını uygulamak hem de Türkiye ile fiili boyutlara varacak bir krize sürüklenmemek için Amerikalıların bir takım manevralar sergilemesi kaçınılmaz olacaktır. Sergileyebilecekleri en işlevsel manevra da, Türkiye’nin yeni Amerikan stratejisine karşı koyamayacak kadar başka alanlarda meşgul edilmesi olacaktır. Ki kendi açılarından en mantıklı olanı da budur.

Bir taraftan İdlib’de fiili bir savaşa sürüklemek için cesaret verici açıklamaları mütemadiyen tekrarlamak, diğer taraftan açıklamalara binaen Türkiye’nin ilettiği somut talepleri karşılamaktan imtina etmek.

Burada Türkiye kendi açısından nasıl bir yol haritası çizdiği muallak gibi durmaktadır. Ancak Amerika ve NATO üyelerinin soyut destek açıklamalarına güvenerek yol haritası oluşturmak asla akıl karı olmayacaktır.