• DOLAR 8.378
  • EURO 9.977
  • ALTIN 487.146
  • ...

Sovyetler Birliği’nin dağılması, doğal olarak Varşova Paktı’nın dağılmasını da beraberinde getirdiği gibi, aynı anda NATO’nun kuruluş felsefesi ve varoluş sebebini de geçersiz hale getirdi. Düşmansızlık türbülansına giren NATO, o günden beridir girdiği “Sahil-i selamet” arayışında bir sonuç almış değildir.

Yaklaşık yirmi yıldır süren NATO kararsızlığı, küresel denkleme paralel olarak yükselen bölgesel denklemler karşısındaki kırılganlığı her geçen gün daha fazla hissedilir hal almıştır. Bölgesel ittifak veya ihtilaflar üzerinden üye ülkeler arasında yaşanan farklılaşmalar karşısında zaman zaman işlevselliği tartışma konusu haline gelen NATO, teorik anlamda hala ayakta görünse de pratikte şaşkın ördeğe dönüşmüştür.

Bu süreçte NATO, askeri müdahalelerde ya da işgal girişimlerinde sadece ABD’nin zorda kaldıkça devreye koyduğu bir aparat olmaktan öteye geçemedi.

Trump’un ödenek babından NATO’ya olan desteğini minimize etmesi ve bu alanda topu Avrupalı üyelerin kucağına atması, Afganistan’dan çekilme kararı alınırken peşine taktıkları diğer teşkilat üyelerinin fikrini bile almaması, teşkilatın işlevsizliğini açığa çıkaran en önemli pratik oldu.

Biden yönetiminin işbaşına gelmesiyle beraber NATO teşkilatının işlevselliği bir kez daha gündeme geldi. Biden yönetiminin yeni strateji belgesi Çin ve Rus etkisinin sınırlandırılması üzerine kurulu. ABD’nin tek başına iki ülkeyi dize getirme potansiyeli oldukça sınırlı. Haliyle aparat olarak bir kez daha “Müttefiklerini” ve NATO’yu kullanma ihtiyacı hasıl olmaya başladı.

Geleneksel müttefiklerle “Demokrasi ittifakı”nı canlandırmak suretiyle Çin ve Rus etkisini sınırlandırma hayalleri, Brüksel’deki karargah binasında yeni koşuşturmalara yol açtı. Bu anlamda yapılan son NATO zirvesi ve Biden’nin başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere bir çok “Müttefik” liderle ilk kez bir araya gelmiş olması, zirveye ayrı bir hava kattı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Biden’in zirvede ilk kez bir araya gelecek olması, uzun süredir gergin geçen Türkiye-ABD ilişkilerinin seyri açısından izlenmeyi hakkeden bir konu oldu. Nitekim görüşmeler gerçekleşti. İlişkilerin geleceği açısından taraflar tatmin edici açıklamalar yapmazken, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın NATO’nun misyonu ve işlevselliğine dair öne çıkan açıklamaları, sürpriz olarak algılandı.

Cumhurbaşkanı, NATO’ya dair beklenti çıtasını epey yüksek tuttu. Caydırıcı yönünün artırılmasından bahsetti. Bu anlamda Afganistan’ı terk etmeye hazırlanan ABD ve diğer müttefikler yerine yine NATO şemsiyesi altında Pakistan ve Macaristan ile birlikte görev almaya talip olması, doğrusu şaşırtıcı oldu.

NATO’yu kendi çıkarları açısından koçbaşı olarak kullanma alışkanlığı olan ABD’nin kritik zamanlarda en çok da Türkiye’nin beklentilerini boşa çıkardığı gerçeği sır değildir. Kaldı ki NATO’ya yeni işlevsellik katmak isteyen Biden yönetiminin öncelikli hasım olarak gördüğü Çin ve Rusya’nın Türkiye ile sıkı ilişkilerinin olması ortadayken, Cumhurbaşkanı’nın da NATO’nun işlevselliği ve operasyonel gücünün artırılmasına dönük vurguları, askeri bağlamda saha gerçekleriyle örtüşen vurgular değil.

Ülkeler arasındaki sorunları aşmanın bazen karşılıklı kozlardan, bazen de tavizlerden geçtiği bilinmektedir. Burada ne tür kozlar ya da tavizler söz konusudur, ancak zamanla anlaşılabilecektir.

Afganistan’ı terk etmeye hazırlanan NATO unsurlarının yerine yine NATO şemsiyesi altında burada kalmaya talip olmanın mantığı da oldukça muğlak görünüyor. Çekilmeyle beraber oluşacak boşlukta özellikle iç dinamikler arası çekişme veya çatışmaların olma olasılığı yok değil. Bunu engelleme ve daha barışçıl bir ortam oluşturma arzusu da anlaşılabilir bir durumdur. Macaristan işin tuzu biberi olsa da bu durumda yükün ağır olan kısmı Türkiye ile beraber önerilen Pakistan’ın sırtında olacaktır.

Madem ana gövde Türkiye ve Pakistan olacak, o halde neden NATO şemsiyesine sığınma ihtiyacı hissediliyor?

NATO yerine Türkiye, Pakistan ve ihtimal olarak etkili üç beş Müslüman ülke kuvvetlerinin müstakil bir oluşum içerisinde güvenli geçiş sürecine yardımcı olmaları daha mantıklı olmaz mıydı?

Neden NATO şemsiyesi?

Bu müstakil bir öneri miydi, yoksa görüşmenin içeriği ve yapılan pazarlıklarla ilgili bir öneri miydi, doğrusu kestirmek de anlamak da şimdilik zor!