• DOLAR 5,6965
  • EURO 6,2970
  • ALTIN 275,525
  • ...

 Felsefe, yetkin kişilerin bir olay veya durum hakkındaki görüş, düşünce ya da çözüm önerilerini belirleyen felsefi bir doktrindir.

   Bu yönüyle baktığımızda, İslam`ın da bir felsefesi vardır ancak İslam bir felsefe değil, hayata ilahi fermanla müdahale eden bir dindir.

   İslam; Adem`den son resul Peygamberimiz(a.s)'a kadar gelmiş olan nübüvvet ve Tevhid DİNİ'nin de adıdır. Her dinin inananları, o dine ait bir ÜMMETi oluşturur.

   Aslında tüm mahlukatın oluşturduğu ümmetler de vardır; nebatat(bitkiler), hayvanat (düşünen ve düşünmeyenler olarak) ve cemadat (cansızlar) gibi. Bunlar, medreselerimizde yüzyıllarca okutulagelmiştir.

   Mezhep imamlarıyla başlayan doğu/batı kültürleriyle sınırdaş olma durumumuz, İslam`a ait bir felsefenin gelişmesini de beraberinde getirmiş. Görünen o ki; Ashab-ı Suffa'dan Osmanlının yükselme dönemine kadar medreseler hiçbir zaman felsefeden uzak kalmamıştır.

  Yaratıcının isim ve sıfatlarının tartışılıp değerlendirilmesi bile medrese eğitiminde bir derinlik oluşturmuş; askeri, beşeri ve ekonomik ilerlemeyi beraberinde getirmiştir. Nizamülmülk'ün iptidai ve örnek medreselerinde; ilahi ve beşeri ilimler, birbirlerinin tamamlayıcısı olarak verilmiş ve bu gelenek yerleşmiştir.

   BATI'ysa mazideki sapıklık ve azgınlığın pençesine düşmüş; din ve dünya işlerini ayıran Çağdaş Sekülerizmin pençesinden kurtulamamış.

   İsa (a.s)'ı ve kutsal mesajını, aşılması gereken hedef olarak gören çağdaş şirk ve cahiliye olan MADDİYYUN'un gayrı meşru evladı olan LAİKLİK (SEKÜLERİZM)'in esiri olmuş. Çok geçmeden, bu esirin "yasak aşkından" günümüzün "-izm'leri" olan gayr-i meşru evlatları doğmuş. Kapitalizm, komünizm, faşizm... gibi.

   Bu zani veledler; daha doğmadan; din, devlet; dünya, ahiret birbirinden ayrılmış; "Tanrı (haşa İsa)'nın hakkı tanrıya, Sezarın (lider, kral)'ın hakkı da Sezar'a" verilmiş.

   Yani şirk ve cahiliye tekrar beka bulmuş, dünya artık bu postmodern şirkin sunduğu zehirli reçetelerin kurbanı oldu.

   Bu "-izm'lerin" alayı, yaratıcıya isyan ve pul(madde)-perestlikten besleniyordu.

   Kapitalizmin diş geçirdiği Garb alemi, sağdan yanaşan aynı şeytanın bu kez paralel yapılarıyla sunduğu yan sanayi ekollerinin tuzağına düştü.

   Sanayinin ezdiği ortamlarda insanlığı, sevgiyi hümanizmde; ulaşamadığı gerçek tatmini, hakikati kemiren romantizmde; hayatın aslını, duyguları yok eden realizmde... bulmaya çalıştı.

   Evindeki muhterem kadını, mal/meta pazarlarına, sokaklara çıkaran aynı cahiliye; kadının ticari yönünü keşfetmiş, kadının yakasından düşmemiştir.

   *Batı, cahiliye döneminin küresel güçleri olan Pers, Bizans ve Roma'nın Miraslarını devşirerek günümüze uyarlamıştır.

   İşte:

   SOFİSTLER; bilgili kişiler anlamlarına gelseler de eşyaya kuşkucu bakmışlardır. Bunların doğurduğu SEPTİZM; "her şey şüphelidir" ilkesini savunmuştur.

   DOGMATİZM; doğru dediklerini bir süzgeçten, deneyden geçirmeden kabul eden felsefi doktrin.

   ANARŞİZM; kişiye geçerli yasaların ötesinde sınırsız özgürlük tanıyan doktrin. J.P. Sartre, öncülerdendir.

   Rasyonalizm(akılcılık), pozitivizm(gerçekçilik), pragmatizm(faydacılık), idealizm(fikircilik), anarşizm gibi kavramlara giremeyeceğiz. Bu ve diğer felsefi kavramlar için "Prf. Dr. Süleyman Hayri Bolay, Felsefi Doktrinler Sözlüğü'ne bakabilirler.

   *Muallim-i Sani denilen Farabi(870-950); "bilginin kaynağı ilahidir" derken, Kur`an ve sünnet çerçevesinde idrak etmemiz gereken mahlukata dikkat çekiyor.

  Deskartes(1596-1650); "düşünüyorum o halde varım" derken; İslam`ın "aklı olmayanın dini de yoktur" ve "...hiç akletmiyor musunuz" ilkelerini dile getiriyor. "Sorgula ama doğruya ulaştıktan sonra şüpheyi terk et" diyen Deskartes, tam da bu İlahi ölçüyü veriyor.

   Hegel(1770-1831); aklı, vahyin üzerine geçirip ilahlaştıran Sezarların amelelerindendir. Firavun mirası kapitalist saraylarının mollası denebilir. "Akla uyan gerçektir, gerçek olan da akla uygundur" derken bunu kastediyor. "Tez, antitez ve sentezi" de aynı şeyi açıklıyor.

   Y. Kaplan ağabeyimin dediği gibi ben de "felsefe ile kalkınabileceğimize," korkularımızla yüzleşip onları yenebileceğimize hatta huzur, güven ve tevhide girebileceğimize inanıyorum.

   "Yeniden "Geylaniler, Farabiler, İbni Haldunlar, Arabiler, Teymiyyeler, Rabbaniler, Şeriatiler..." yetiştirmemizin yolu, rahmani akılla mevcudatı sorgulayıp cevaplara ulaşmaktan geçer.

   Bunun için de "...hafızlar ve hocalar Zülfükar(cesaret), ehl-i mektep ve fen muallimleri için de ASA-YI MUSA(ilim), elzemdir."

   Böylesi "tip ve motiflerin" intizarındayız; muntazırız vesselam.