Bir tatlı huzur!

Fani adamlardan birinin sözüdür:

“Yok başka yerin lütfu, ne yazdan ne de kıştan, 
Bir tatlı huzur almaya geldik Kalamış'tan!”

Huzura hasret topraklarda biz nerden alalım huzuru?

Veya Behçet Kemal'in aldığı huzur kaldı mı Kalamış'ta?

Son on günde dört beş il dolaştım.

Ankara'nın keşmekeş siyasi gündeminden bir nebze soluklanıp halkın arasına katıldım.

Sorunlar üç aşağı beş yukarı her yerde aynı.

En son Adıyaman'da idim.

Benzer şeyler…

Bir varlık yokluk mücadelesinde iken şahsi sorunlarını yüksek sesle dile getirmeyi “ar” görüyor insanlar.

Ancak ekonomik durgunluk karşısındaki hal-i pür melalleri de hiç iç açıcı değil.

“Bir dokun bin ah işit” kabilinden.

Muhatap bulamamaktan şikâyetçi insanlar.

Dertlerini anlatacak kimse bulamadıklarını açıkça dile getiriyorlar.

Sadece bir kesimden değil, her kesimden insan var:

Hükümet karşıtı veya hükümet yandaşı.

Karşılarında siyasi bir kişilik bulduklarında seslerini de çok yükseltmeden tabiri caizse, makineli tüfek gibi konuşuyorlar.

Suriye iç savaşının ateşkesle neticelenmesi umutları yeniden yeşertmiş gibi.

Siyasi istikrarsızlık, haliyle ekonomik alandaki mikro ya da makro dengeleri doğrudan etkilediğinden, her bir esnaf iyi bir analist olmuş.

Çiftçi, köylü, işçi vs. değme siyasetçilere taş çıkartacak analizler yapıyor.

Doğup büyüdüğüm memleketim Kâhta'da kaldım kaç gün.

Yarım asrı devirmiş emektarlardan tutun işe yeni başlayan esnaflara kadar bir çok kişiyle konuştum.

Esas sorunlardan biri, sigorta primlerinin yüksekliği.

“Adıyaman'ın 5. Bölge teşvik paketi içinde yer alması Urfa'ya göre yarıdan fazla prim ödememize sebebiyet veriyor.

O açıdan kimse işçi çalıştırmıyor veya kayıt dışı çalıştırıyor.” şeklindeki haklı serzenişlerini dil getiriyorlar.

Bunun için yerel siyasetçileri suçluyor insanlar.

Basın mensupları ile konuşurken bedava kömür almak için sosyal yardımlaşmaya kayıt yaptıran aile sayısının 17 bin olduğunu öğreniyorum.

Ailelerin en az beş kişiden oluştuğu hususunu göz önünde bulundurduğumuzda sayı toplamda 85 bini buluyor.

Kâhta'nın köylerle birlikte toplam nüfusu ise 120 bin civarında.

Bu durum halkın alım gücünün ne kadar gerilediğini, fakirlik, yoksulluk ve işsizliğin hangi boyutlarda olduğunu açıkça ortaya koyuyor.

Ölçü olarak aldığımız aziz İslam işsizlik, yoksulluk ve gelir dengesindeki adaletsizlikle mücadele etmemeyi “din gününü yalanlamak” gibi çok ağır bir suç kategorisine alıyor.

Bu münasebetle siyasî veya sosyal alanlarla ilgili olduğumuz kadar iktisadî alanla da doğrudan ilgiliyiz.

Bir lokma ekmeği helal ve huzurlu bir şekilde kazanma imkânından yoksun bırakılan bir toplumda nemenem sıkıntıların baş göstereceğini iyi biliyoruz.

15 Temmuz direnişine aktif destek veren halk, iktidar çevrelerinde dönen yolsuzluk ve usulsüzlüklerin bu direniş ruhuna zarar vermemesi için kısık sesle konuşmayı tercih ediyor.

Ama karşılarında bir siyasi görünce de içlerini döküyorlar.

Biz de söz verdiğimiz gibi sahip olduğumuz imkânlar aracılığı ile halkın bu şikâyetlerini dile getirmeyi boynumuzun borcu biliyoruz.