Özgürlük Taleplerini Sabote Etmek!

Yeryüzü Şeytanı'nın yeni hilesi bu.

Sabote etmekle kalmıyor, bu talepleri ustaca ve sinsice gasp ediyor ve ranta dönüştürüyor.

Şiddet sarmalı, gerçeği tersyüz edecek bir Hollywood hokkabazlığı ve ruhlarını satın aldığı yerel uşakları ile…

HÜDA PAR'ın ısrarla şu vurguyu yapması bundan:

“Şiddeti bir hak arama yöntemi olarak görmemek ve hiçbir iç sorunu emperyalizme havale etmemek.”

İçerde PKK, dışta ise Suriye örnekleri göz önünde.

Çok acı ve ağır bir tecrübe!

1.Dünya Savaşı sonrası şekillenen İslam coğrafyasında Müslüman halkların başına oturtulan “dikta rejimler.”

Bu rejimlerin halklarına uyguladığı “şiddet ve zulümler.”

Bu tahammülü zor baskı sonucu mazlum ve mustaz'af halklarda oluşan “haklı bir öfke ve tabiî bir tepki.”

Sonrasında ise bu tepkinin kaçınılmaz olarak özgürlük taleplerine dönüşmesi.

İşte tam olarak burada başlıyor emperyalist tiyatro.

Mazlum halkların bu masum özgürlük taleplerini sabote edecek ve kendi lehlerine ranta dönüştürecek en alçakça yöntemler aracılığı ile…

Akılları hayrette bırakacak ve dağları bile yerinden oynatacak hile ve tuzaklarla…

Halkların özgürlük ihtiyacını körükleyecek sofistike rafine yöntemler ve o halklara benzeyen üretilmiş sanal liderler, ulu önderler aracılığı ile...

Öyle bir tezgâh ki bu, yüzde yüz haklı, masum, insani ve vicdani talepleri bile rayından çıkarabiliyor.

Söz gelimi, Kürt halkının dikta yönetimler tarafından gasp edilmiş hakları için ortaya çıktığını söyleyen ve önemli oranda destek bulan PKK örneği.

Üstelik Kürt halkının kurtuluşu için mücadele verdiğini düşünen binlerce gencin kandırılmışlık veya aldatılmışlık hissine kapılmaması…

Bu kurmaca ve kandırmaca öyle güçlü ki Kürt Devleti kurmanın eşiğine gelmiş Sn. Barzanî aleyhtarlığına bile dönüştürülebiliyor.

Son dönemlerde PKK'nin altına imza attığı “Şengal provokasyonu” ve Kürtlük mücadelesi(!) adına katledilen Yasin ve arkadaşları fazla söze hacet bırakmıyor.

Bu şeytani tezgâh sahipleri, oyunun fark edilmeye başlandığını düşündüklerinde bütün projektörlerini “ilk doğru”ya çevirirler.

Bu ilk doğru ise dikta rejimlerin despotluğu ve zulmüdür.

Bununla amaçlanan şey; akıl ve sağduyuyu devreden çıkaran şiddet sarmalının bitmemesi, düşmanlığa dönüştürülmüş ayrılıkların sürekli zinde tutulmasıdır.

Bu oyunu bozacak en önemli husus, bütün haklılıklara rağmen topraklarımızda devam ettirilmek istenen savaşa taraftar olmamaktır.

Feraset ve basiret sahiplerinin “inzarı” ile kendimize gelmek ve en uç olarak nitelenebilecek yapılarla bile ittifak kurulabileceğini unutmamaktır.

Yüzde yüz haklı gerekçelere dayansa bile emperyalist tezgâhı bozma adına kamplaştırmaya yol açacak, uç olarak nitelense dahi bir kesim aleyhine öfke kabarmasına sebebiyet verecek söylemlerden uzak durmaktır.

En önemlisi de kazanan-kaybeden denkleminde süreçlerin sonuna bakmaktır:

İşte çukurlara gömülen yedi bin Kürt genci, işte Arap Baharı, işte harap olmuş Suriye!

Ve “Kudüs, israil'in başkentidir, sonsuza kadar öyle kalacaktır.” diyen cumhurbaşkanı kılıklı siyonist terörist Reuven Rivlin!