• DOLAR 9.262
  • EURO 10.792
  • ALTIN 526.391
  • ...

Türkiye’deki yargı sistemine yönelik eleştirilerin dozu arttı son zamanlarda.

Benzer olaylar karşısında farklı kararlar, sosyal medya etkileşimleri sonrası harekete geçmeler, insani ve ahlaki değerlerin değil de yazılı metinlerin belirleyiciliğine yapılan atıflar, siyasi iktidarın ve siyasi süreçlerin çok fazla takip edildiğine dair oluşan kanaatler, yargıya güven konusunda şüphelerin artmasına neden oluyor.

Eleştirilen konulara eğilip düzeltmek yerine tüm meseleleri “Terör ve FETÖ” parantezlerine alıp sistemi dokunulmaz hale getirmek de sorunu içinden çıkılmaz hale sokuyor.

Oysa sadece ahlak ve adaleti değişmez sabite haline getirdiğiniz zaman kötü niyetlilerin alanını da daraltır, toplumsal huzurun önünü açarsınız.

İslam tarihinden Hz. Ömer radıyallahu anh eksenli örnekler ile anlatmak istediklerimizi özetleyelim.  

Ebu Musa el-Eş'ari'ye yazdığı mektupta adaleti yerine getirirken nasıl davranması gerektiğine dair altın değerinde öğütler veriyor Hz. Ömer radıyallahu anh:

"Daha önce vardığın bir hüküm seni yeni bir hükme varmaktan alıkoymasın. Daha önceki hükmü gözden geçir ve hakka dönmek için (hakkı uygulamak için) irşad yolunu takip et. Hak değerli ve yüce olup hiçbir şey onu iptal edemez. Bir hükmün hakka uyup uymadığını gözden geçirmek, batıl olan hükmü uygulamaya devam etmekten daha hayırlıdır."

Hz. Ömer'in kanunlaştırdığı prensiplerden biri de korkutulan, tehdit edilen, baskı ve zorlama altında bulunan kimsenin ifadesinin geçersiz olmasıdır. Bu hususta görüşleri çok nettir:

"Kişiyi aç bırakmakla, korkutmakla veya hapsetmekle suçunu itiraf etmesi halinde kişi güvence altında değildir."

Bu konu Hz. Ömer’in vefatından belki yüzlerce yıl sonra hukuk sistemi tasarlayanların dikkatini çekmiştir.

Hukuk önünde herkesin eşit olduğu ilkesi Hz. Ömer ile beraber çok net olarak uygulanmış ve gerekçeleri de açıklanmıştır.

Bu konuda çok çarpıcı bir örnek vardır.

Cebele, el-Cufne krallarından biri idi. Kendisi ve kavmi İslam’ı kabul etmişti.

Tam anlamıyla donanımlı beş yüz kişilik bir grupla Medine'ye Halife Ömer'i ziyarete geldi. Hz. Ömer, bunların İslam'a yeni bir güç katacakları düşüncesiyle sevindi. Cebele ile birlikte hac yapmak için Mekke'ye gittiler.

Hacda Kâbe’yi tavaf ederken Benî Fezare'den bir adam Cebele’nin elbisesine bastı ve elbise yırtıldı. Cebele buna öfkelendi ve adama vurdu. Adamın burnu kırıldı. Olayı duyan Hz. Ömer, Cebele'yi çağırdı. Cebele yanına gelince suçunu itiraf etti.

Hz. Ömer, adaletin karşısında herkesin eşit olduğunu gösteren şu ifadeyi kullandı:

 “Sen suçunu itiraf ettin. Ya adamı razı edersin veya burnunu kırmak suretiyle sana kısas cezasını uygulayacağım.”

Cebele, konumundan dolayı kendini imtiyazlı görmekteydi ve Halife’den de böyle bir eğilim bekliyordu. Durumu net olarak izah etmek istedi:

 “Ey Mü'minlerin Emiri, böyle bir şey nasıl olur? O sıradan bir kişi, ben ise emirim.”

Hz. Ömer, muhteşem cevabı verdi:

 “İslam sizleri eşit kılmıştır. Sen ancak takvada ve iyilik yapmada ondan üstün olabilirsin.”

Cebele, anlamakta zorlandı:

 “Ey Mü'minlerin Emiri, İslam'a girmekle cahiliye döneminden daha çok izzet ve şeref sahibi olacağımı sanıyordum.”

Halife Ömer, adalet terazisinin oynamasına müsaade edemezdi. Sert bir şekilde şunları söyledi:

 “Şimdi bundan söz etme, eğer adamı razı etmezsen sana kısas uygulayacağım.”

Cebele, işi başka noktalara çekti. Adeta şantaj yoluna başvurdu:

 “O zaman tekrar Hıristiyanlığa dönerim.”

Halife, geri adım atmadı. Geçici çıkarlar için ilkelerden taviz vermedi ve o ancak o şekilde ‘Adaleti mülkün temeli’ olarak kabul ettirdi.

 Hem ahlak ve adalet temelli ilkelere hem de o ilkeleri titizlikle koruyacak “Ömer”lere ne kadar çok ihtiyaç var, öyle değil mi?

Yazarın Diğer Yazıları