“İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, kişi dinini korumak için kor ateş tutar gibi olacak.”
(Tirmizî)

Bugün insanlığın geldiği noktaya baktığımda, yalnızca bir kriz değil, tam anlamıyla bir çöküş görüyorum. Ahlakın yerle bir olduğu, vicdanın susturulduğu, hakikatin pazara çıkarıldığı bir çağın içindeyiz. İnsanlar artık “doğru nedir?” diye sormuyor; “bana ne kazandırır?” diye soruyor. Menfaatin ilah haline geldiği bir zamanda, yalan bir araç değil, neredeyse bir hayat biçimi oldu.

Kur’an bize açıkça sesleniyor: “Sonra kalpleriniz taş gibi, hatta daha da katı oldu.” (Bakara, 74)

Bugün bu ayeti okumak yetmez; bu ayetin tarif ettiği toplumun içinde yaşadığımızı kabul etmek gerekir. Kalpler katılaştı, gözler yaşını kaybetti, kardeşlik lafta kaldı. Ümmetin hali daha da acı. Aynı secdeye kapananlar, birbirine tuzak kuruyor. Aynı ezanı duyanlar, birbirinin ayağını kaydırıyor. Hz. Peygamber (S.A.V.) şöyle buyurmuştu: “Müslüman, Müslümanın kardeşidir; ona zulmetmez, onu terk etmez.” (Buhari, Müslim) Peki, biz ne yaptık? Zulmü sıradanlaştırdık, terk etmeyi normalleştirdik, kardeşi rakip gördük.

Siyaset, adaletin hizmetçisi olmalıydı; fakat bugün çoğu yerde dinin üstüne çıkan bir tahakküm aracına dönüştü. Güç, insanı Allah’a yaklaştırmalıydı; ama insanı şımartan bir put haline geldi. Servet, infakla temizlenmesi gereken bir emanetken, kibri besleyen bir gösterişe dönüştü. Allah buyuruyor: “Mal ve evlatlar ancak bir imtihandır.” (Teğabün, 15)

İmtihanı nimet zannedenler, sonunda helake sürüklenir.

Bugün insanlar birbirini sadece dünya için eziyor. Küçük çıkarlar uğruna büyük günahlar işleniyor. Hak yeniyor, kul hakkı çiğneniyor, mazlumun ahı göğe yükseliyor. Resûlullah (S.A.V.) uyardı: “Zulümden sakının; çünkü zulüm kıyamet günü karanlıklardır.” (Müslim) En korkunç olan ise şudur: Bu bozulma normalleşti. Hile “akıllılık”, kibir “özgüven”, hayasızlık “özgürlük” diye pazarlanıyor. Oysa Allah şöyle buyurur: “Hak ile batılı karıştırmayın.” (Bakara, 42)

Bugün ümmetin parçalanmışlığı, düşmanların en büyük fırsatıdır. Biz birbirimizle uğraşırken, zalimler plan yapıyor. Biz tartışırken, mazlumlar yalnız bırakılıyor. Bu sadece bir siyasi mesele değil, iman meselesidir. Allah’ın emri nettir: “Hep birlikte Allah’ın ipine sarılın, ayrılığa düşmeyin.” (Al-i İmran, 103)

Artık söz zamanı değil. Artık hamaset değil, dönüş zamanı. Kendi nefsimizi sorgulamadan, toplumu düzeltemeyiz. Camiler sadece tören mekanı ve diyanetin hazırladığı hutbe okuma yeri değil, hayatı inşa eden merkezler olmalıdır. Alimler, insanları sadece şekle değil, Allah korkusuna çağırmalıdır. Ticaret helal ile temizlenmeli, aile imanla korunmalı, gençlik ahlakla ayağa kalkmalıdır.

Eğer bu ümmet yeniden dirilmek istiyorsa, önce kalbini diriltmelidir. Çünkü kaybedilen şey sadece toprak değil; kaybedilen şey takvadır, merhamettir, kardeşliktir. Allah bize tekrar rahmet kapısını açsın…

Gazze’ye selam, direnişe devam!