Rahmet, bereket ve mağfiret ayı Ramazan’a yeniden kavuşmanın huzurunu yaşıyoruz. İlk teravihlerle birlikte camiler doldu, saflar sıklaştı, kalpler aynı niyette birleşti. Büyük-küçük, kadın-erkek herkes aynı heyecanla omuz omuza durarak Ramazan’a “hoş geldin” dedi. Ne aceleye getirilmiş ne de gereğinden fazla uzatılmış; erkânına, vâcib ve sünnetlerine riayet edilerek kılınan teravihler, bu mübarek ayın ilk bereket damlaları oldu.

Teravih saflarında yeni simaların, özellikle gençlerin ve çocukların bulunması ayrı bir sevinç vesilesiydi. Bazen yerlerinde duramasalar, küçük haylazlıklar yapsalar da onların varlığı camilere hayat verdi. Taze yeşeren fidanlar misali geleceğe dair umutlarımızı yeşertti. Bu noktada yapılması gereken; kızmak, kırmak ve uzaklaştırmak değil, hikmetle yönlendirmek ve sabırla devamlılıklarını sağlamaktır. Zira Ramazan sabır ayıdır. İlk günlerde dolup taşan safların ay sonuna doğru seyrelmesi de bu sabrın bir imtihanıdır; sonunda sebat edenler kalır.

Seher vaktinde sahur için kalktık. Belki canımız bir şey yiyip içmek istemedi; fakat bir yudum suyla bile olsa o bereketli vakte dâhil olduk. Çünkü seher, Allah’ın Kur’an’da övdüğü vakittir. O vakitte kul, kıyamda, rükûda ve secdede Rabbine yönelir; mağfiret ve rızasını talep eder. Kimi iki rekât, kimi dört, kimi sekiz rekât gece namazı kıldı. Duaların geri çevrilmediği o anlarda eller semaya açıldı. Kendimiz, ailemiz, çocuklarımız, dostlarımız ve bütün ümmet için hidayet, selamet ve kurtuluş diledik. Çocuklarımız alışsın diye en küçüğüne kadar sahura kaldırdık, aynı sofranın etrafında halka olduk. Ramazan, sadece aç kalmak değil; ailece aynı rahmet ikliminde buluşmaktır.

Sahura kalkışımız niyet yerine geçse de oruca ayrıca niyet ettik. Çünkü her amelin başı niyettir. Niyet kalptedir; ibadet, isteyerek ve yalnız Allah için yapılır. Allah için olmayan amelin karşılığı yoktur. Hatta gösterişe dönüşürse küçük şirke bile yaklaşır. Oruç ise riyadan en uzak ibadettir. Açlıkla nefis terbiye edilir, susuzlukla arzular dizginlenir. Nefsi frenleyen en güçlü eğitim açlıktır.

Ve o açlık bize başka açlıkları hatırlatır… Gazze’yi, Filistin’i… Bombalar altında, yıkılmış duvarlar arasında tutulan oruçları… Yarı yıkılmış camilerde kılınan teravihleri… İçten okunan Kur’an seslerini… Gözyaşlarıyla yapılan duaları… Onların sabrı, bize Ramazan’ın hakikatini öğretir. Zulüm ebedî değildir; her gecenin bir sabahı vardır. Sabır, sonunda rahmet ve selamete açılan kapıdır.

Bizler imkân içinde oruç tutarken onların yokluk içinde tuttukları oruçla elbette bir değildir. Rabbimiz bizleri onların hayrından mahrum bırakmasın; kalplerimizi, dualarımızı ve imkânlarımızı onlara ulaştırmayı nasip etsin.

Ramazan kalpleri diriltmek, merhameti çoğaltmak ve kulluğu hatırlamak için geliyor. Bu ayı sadece takvimde değil, hayatımızda yaşayabilmek duasıyla…

Ramazanımız mübarek olsun.