İnsanoğlu, hayatı bir sebep-sonuç denklemi çerçevesinde anlamaya çalışır. Buna göre halihazırda meydana gelmiş neticeler için onları oluşturan nedenlere odaklanılır. Benzer şekilde hayatın bütün olasılıkları içerisinde sadece belirli bir sonuca odaklanılmışsa, öncelikle bu sonuca eriştirecek sebepler oluşturulmaya çalışılır. Aslında irade sahibi insan için bu yaklaşım hiç de şaşırtıcı değildir. Çünkü hayatın büyük çoğunluğu için benzer sebepler benzer sonuçlar üretmiştir. Genel olarak tarlasına yeteri bakımı vermiş bir çiftçinin iyi miktarda ürün elde edeceği beklenmiştir. Benzer şekilde derslerine çalışan bir öğrencinin sınavlarında başarılı olması öngörülmüştür.
Lakin bazen işler beklendiği gibi gitmez. Başka kişi veya ortamlar için çalışan sebep-sonuç mekanizmasının kişinin kendisi için çalışmadığı görülür. Hemen hemen aynı hazırlıklar yapılmasına rağmen benzer bir sonucun çok uzağında kalınabilir. Nihayetinde tarlasına yeterince bakım yapmış bir çiftçinin de zarar ettiği vaki olmuştur. Ya da derslerine yeterince çalışmış bir öğrencinin de imtihanlarda başarısız olduğu görülmüştür. Hal böyle olunca genel-geçer olan bu sebep-sonuç mekanizması için sapma payı bırakılmıştır. Böylece popüler ifade ile hayat, bir sebepler ve sonuçlar denklemi değil de aslında “birçok parametrenin birlikte çalıştığı bir mekanizma” olarak tanımlanmıştır.
Hem günümüz psikoloji ilmi de insan davranış ve tutumlarını incelerken sebep-sonuç ilişkisi kurmak istemiştir. Bu durum, sebep, yani etki eden mefhum olarak bağımsız değişken ile sonuç, yani ortaya çıkan mefhum olarak bağımlı değişken arasındaki ilişki şeklinde formülüze edilmiştir. Şöyle ki, uyku düzeninin derse odaklanma süresi üzerindeki etkisinin incelendiği bir araştırmada kişinin düzenli bir uykuya sahip olup olmaması bağımsız, yani etki eden değişken olarak belirir. Öte yandan derse odaklanma süresi ise bağımlı, yani sonuç değişkeni olarak ifade edilir. Buna göre sebep-sonuç mekanizmasında iyi bir uyku düzenine sahip olan kimsenin derslerinde daha yüksek bir odaklanma süresine sahip olması beklenmiştir.
Lakin sterilize edilmiş laboratuvar ortamlarında dahi bu sebep-sonuç ilişkisinin kurulamadığı durumlar olmuştur. Yani bağımsız değişken ile bağımlı değişken arasındaki ilişkinin net olarak çözümlenmediği durumlar olmuştur. İşte böylesi durumlar için “karıştırıcı değişkenler” imdadımıza yetişmiştir. Bu karıştırıcı değişkenler, sebep-sonuç mekanizmasının beklenenin dışında çalışması ya da hiç çalışmaması durumlarında alternatif açıklamalar ile bize yardımcı olmuştur. Bahsi geçen örnekten yola çıkacak olursak, karıştırıcı değişkenler, uyku düzeni – derse odaklanma denkleminde yaş, cinsiyet, zamanın ruhu, kişinin öyküsü, genetik yatkınlık vb. durumların her birisinin sonucu etkileyebileceğini ifade etmektedir. Buna göre, gerçek manada bir sebep-sonuç ilişkisinden bahsedebilmesi için bu karıştırıcı değişkenlerin her birinin standardize edilmesi, yani kontrol altına alınması gerekmektedir.
Çoğunlukla etkisinin farkına sonradan vardığımız benzer karıştırıcı değişkenler, hayatlarımıza da bu şekil dahil olabilmekte, sebep-sonuç mekanizmasında ince hesaplarımızı bozabilmektedir. Ani bir ölüm, gizli bir hastalık yahut yıkıcı bir afet gibi makro karıştırıcı değişkenler, gelecek ile ilgili planlarımızı alt üst edebilmekte, rotalarımızı mecburi bir değişime uğratabilmektedir. Böylece sebep-sonuç mekanizmasına indirgemeye çalıştığımız hayatın ne kadar da az bir kısmını kontrol altına alabileceğimizi bizlere gösterebilmektedir. Nihayetinde yüce Allah’ın (cc) külli iradesine karşı, cüz-i iradelerimizin sınırlı imkân ve kısıtlarını ortaya serebilmektedir. O halde hayat mekanizmasının ve bu mekanizma içerisindeki her bir parametrenin Rabbine hamdolsun! Bizler için belki karıştırıcı, lakin kendisi için tümüyle kontrol altında tutulan değişkenlerin Rabbine hamdolsun! Şu hayat yolundan geçerken her birimizin başına gelenleri şansa bağlı değil de külli bir iradenin bir neticesi olarak yaşatana hamdolsun!