İnsan kırılgan bir varlıktır. Bunu kabul etmek zayıflık değil, bilgeliktir. Çünkü insan dediğimiz şey; etten, kemikten ve biraz da incinmişlikten ibarettir. Bazen bir sözle, bazen küçücük bir bakışla, bazen de susarak kırarız birbirimizi. Çoğu zaman farkında olmadan… Ama sonuç değişmez: Kalp kırılır.

Kalp kırmak kolaydır. Bir anlık öfke yeter. Bir ölçüsüz cümle, bir hoyrat tavır, bir küçümseyen gülüş… İnsan bazen en çok sevdiklerini incitir. Çünkü en savunmasız yanımızı onlara açarız. Ve ne acıdır ki en derin yaralar da en yakınlardan gelir.

Oysa kalp dediğimiz şey camdan değildir; daha hassastır. Cam kırıldığında ses çıkarır, kalp kırıldığında sessizleşir. İşte o sessizlik tehlikelidir. Çünkü kırılan gönül çoğu zaman bağırmaz, hesap sormaz, kavga etmez, içine kapanır, uzaklaşır, soğur. Ve bir gün fark edersiniz ki aranızdaki mesafe kilometrelerle değil, kırgınlıklarla ölçülür.

Evet, kalp kırılır. Ama insanı insan yapan şey, kırdığı kalbi yeniden kazanma çabasıdır. Hata yapmak beşeridir; telafi etmek ise karakter meselesidir. Özür dilemek, insanı küçültmez. Aksine büyütür. “Yanıldım” diyebilmek, “Seni incittim” demek cesaret ister. Çünkü insan çoğu zaman haklı çıkmayı, gönül almaya tercih eder.

Oysa haklı olmak mı daha değerlidir, yoksa bir kalbi onarmak mı?

Gönül almak bir sanattır. Sadece “özür dilerim” demek değildir. Kırdığını fark etmek, karşındakinin acısını anlamaya çalışmak, empati kurmak, gerekirse susmak, gerekirse sabırla dinlemektir. Bazen bir çiçek, bazen içten bir sarılış, bazen de samimi bir bakış yeter. Çünkü gönül, gösterişle değil, samimiyetle tamir edilir.

Şunu unutmayalım, insan affedebilir ama unutmaz. Her kırgınlık hafızada iz bırakır. Bu yüzden gönül almak geciktirilmemelidir. Çünkü bazı kırıklar tamir edilse bile eskisi gibi olmaz. Bazı insanlar ikinci kez incinmemek için duvar örer. Ve o duvar bir kez yükseldi mi, en güzel sözler bile aşamaz.

İlişkiler emek ister. Sevgi, sadece güzel günlerin duygusu değildir. Asıl sevgi, kırdığında geri dönüp kapıyı çalabilmektir. “Ben buradayım, hatamı telafi etmeye hazırım” diyebilmektir. Gurur, çoğu zaman sevginin önüne geçer. Oysa gurur büyüdükçe insan küçülür.

Gönül almayı bilmeyen insanla yola çıkılmaz. Çünkü hayat uzun bir yolculuktur. Bu yolculukta yanlış anlaşılmalar olacak, tartışmalar çıkacak, hatalar yapılacaktır. Eğer karşınızdaki insan kırdığında arkasını dönüp gidiyorsa, özür dilemeyi zayıflık sayıyorsa, empati kurmaktan kaçıyorsa, o yol yorucu ve yıpratıcı olur.

Çünkü gönül almayı bilmeyene ömür emanet edilmez.

Ömür dediğiniz şey, sıradan bir zaman dilimi değildir. En kıymetli hazinedir. Birine ömrünüzü emanet etmek; kırıldığınızda sizi anlayacağına, düştüğünüzde elinizden tutacağına, incittiğinde onaracağına güvenmektir. Bu güven yoksa sevgi eksik kalır. Saygı zedelenir. Huzur kaybolur.

İnsan bazen kırar, evet. Ama asıl mesele kırmamak için çaba göstermektir. Dilini tartmak, öfkesini yönetmek, karşısındakinin hassasiyetini bilmek… Bunlar sevginin sorumluluklarıdır. Sevgi sadece his değil, bilinçtir. Sorumluluktur. Dikkattir.

Hayat kısa. Kırgınlık biriktirmek için fazla kısa. Ama her kırgınlık da görmezden gelinecek kadar değersiz değil. Bu yüzden hem kırmamayı öğrenmeli hem de kırdığımızda tamir etmeyi bilmeliyiz. Çünkü insan ilişkileri pamuk ipliğine bağlı değildir; ilgiye, anlayışa ve emekle atılmış düğümlere bağlıdır.

Bu yüzden gönül almayı bilmek, hayatı bilmektir. İnsan olmanın inceliğini bilmektir. Kırmamak için özen göstermek, kırdığında onarmak için cesaret etmek gerekir. Çünkü sevgi, hatasız olmak değil; hatayı telafi edebilme erdemidir.

Ve unutmayalım: Bir kalbi kazanmak yıllar sürebilir. Ama kırmak sadece bir andır. O anın bedelini bazen bir ömür ödersiniz.