• DOLAR 16.349
  • EURO 17.59
  • ALTIN 972.24
  • ...

Hak ile batıl bir araya gelip beraber olabilir mi? Soğuk ile sıcak, karanlık ile aydınlık aynı anda beraber olamadığı gibi zulüm ile adalet, merhamet ile kin ve düşmanlık, doğru ile yanlış da aynı anda beraber olamaz, birbiriyle barışamaz, ortak hareket edemez. Usul alimlerimiz “zıtların bir arada olması muhaldir” diyerek bunun imkansızlığını ifade etmişlerdir.

  Hz. Peygamber(sav) hak ve hakikati ilan edip tebliğ edince karşı duruş sergileyenler muhalefet ederek bir yere varabileceklerinden umut kestiklerinde Rasulullah(sav)’a diyalog teklifi yaptılar. Şahsına bazı taviz ve vaatlerde bulundular. Rasulullah (sav) bu şer ehlinin tekliflerini kesin olarak reddetti. Kur’an bu tavır ve duruşu onlarca ayetle tekit etmiştir. “Zalimlerin yanında olmayın; sonra ateş sizi de yakar. Allah’tan başka dostlarınız olmadığına göre bir yerden yardım da göremezsiniz! (Hud,113)

“Allah’ın indirdiği kitabın bir bölümünü gizleyenler ve onu az bir şey karşılığında satanlar yok mu, onlar karınlarına ateşten başka bir şey doldurmuyorlar. Allah kıyamet gününde onlarla konuşmayacak, onları arındırmayacak! Onlar için elem verici bir azap vardır.

Onlar, doğru yol karşılığında sapkınlığı, mağfiret karşılığında azabı satın almış kimselerdir. Ateşe ne kadar da dayanıklılarmış.” (Bakara,174-175)

  Peygamberlerin varisi olan alimlerin Kur’an’ın irşat ve yol göstermesini hayatına uygulamış olan Rasulullah (sav)’in izinde yürümeleri zulme ve hukuksuzluğa asla taviz vermemeleri gerekir. Dünyevi çıkar ve maslahatlar uğruna zulme tavizkar davranmak ve onlara yanaşmak temelden yanlıştır ve bu tür bir duruşun sonu hüsrandır.

  İslam tarihinde zulme ve tuğyana boyun eğmeyen bilginler olduğu gibi değişik bahane ve gerekçelerle onlarla beraber olmuş ve “ulema-i rüsum”(protokol alimleri, saray mollaları), “ulema-i ssu”(kötü alimler) adıyla anılmış kişiler de vardır. Ehli beytin seçkin imamları ile diğer mezhep imamlarının birçoğu ile hakiki tasavvuf ve zühd ehli mürşitler zamanın despot iktidarlarına el açmamışlar, onları meşru görmemişler ve onların İslam’a aykırı icraatlarını meşrulaştırma hatasına düşmemişlerdir. Onlar sadece hakkın karşısında eğilmiş ve “Elhequ ye’lu vela yu’la aleyh” (Üstün olan haktır, kimse haktan daha üstün değildir) meşhur kaidesini hayat düsturu edinmişlerdir.

Biz bu düsturun yaşanmış olduğu onlarca örnekten iki tanesini vererek yazımızı tamamlayalım:

   Vaktiyle Tunus civarında yaşayan Şeyh Yahya isminde bir Allah dostu varmış. Bir av gezisi esnasında o civarın sultanının dikkatini çekiyor. Herkesin kendisine ayağa kalktığı bir yerde kılını kıpırdatmayan bu adamın yanına yaklaşıyor, Sultan, Allah dostuna bir soru soruyor; erkeklerin ipek kumaştan gömlek ve kaftan giymesinin hükmü nedir?

Allah dostu cevap vermek istemiyor, fakat Sultan zorlayınca diyor ki; köpekler idrarlarını yaparken üzerime sıçramasın diye arka ayaklarından birini kaldırır. Halbuki akşama kadar yedikleri leştir, kandır. Sen ki ey Sultan yediğin içtiğin haram, gasp ve başkalarının alın teri iken bir de bana sorduğun şeye bak!?

İkinci örnek:

Takva sahibi yaşlı bir âlim mescidin bir köşesinde sırtını duvara dayamış ayaklarını uzatmış oturuyor.

Sultan içeri girer, içeride birkaç kişi vardır. Sultanı gördüklerinde ayağa kalkarlar. Yaşlı adam oturuş şeklini değiştirmeden oturmaya devam eder.

Sultan herhalde beni görmedi diyerek Yaşlı adamın önünden gider gelir. Adam hiç istifini bozmaz.

Yaverlerinden biri, sultanın kulağına fısıldar: “Halk nezdinde sevilen itibarlı bir âlimdir, sakın ona kızmayasınız” der.

Saraya döndüklerinde sultan o yaverini çağırır ve o adamı sorar. Yaver o yaşlı adamın, kimseye eyvallahı olmayan takva sahibi büyük bir alim olduğunu ve halk tarafından çok sevildiğini anlatır.

Sultan bir kese altını yaverine verir ve: “Git şu keseyi ona ver, belki duasını alırız” der.

Yaver gider ve o kese altını adama uzatarak: “Sultanımız şu keseyi size gönderdi” der. Adam keseyi almaz. Yaver ısrar eder, yine almaz. Yaver, şimdi ben sultana ne diyeceğim diye sızlanırken yaşlı âlim: “Sultanına;

“Ayağını uzatan elini uzatmaz! dersin.