• DOLAR 16.395
  • EURO 17.591
  • ALTIN 973.844
  • ...

   Hz. Mevlana, İslami hakikatleri temsili hikayelerle anlatmanın pîri sayılır. Bu alanda onun kadar meşhur olmuş başka biri yoktur sanırım. Bu tarz anlatım hem çok daha anlaşılır, hem etkileyici hem de kalıcı oluyor. Mesnevi’nin hikayeleri, halkın arasında da çok beğenilmiş ve anlatılır olmuş. Yani Mevlana’nın yazdıkları sadece belli bir okur -yazar kesimince değil, halk kesimince de anlaşılmış, beğenilmiş ve nesilden nesile aktarıla gelmiştir. Bu özelliğinden dolayı Mesnevi asırlardan beri okunmaya devam ediyor. Bugün İslam alemi dışında da en çok okunan ve tanınan bilge Mevlana’dır diyebiliriz.

   Bugünkü Müslümanların Celaleddin-i Rumî’nin kullandığı bu tarzı daha da geliştirmeleri, tekamül ettirmeleri gerekirken ortada çağın dikkatini çekebilecek bir şeyin olmadığını görüyoruz. Bugün hâlâ ilmihal diliyle İslam’ı anlatmaya çalışanlarımız var. Bugünün insanının kalbine ulaşacak bir dil ve üsluba sahip kaç hocamız, yazarımız, hatibimiz var?

Bugünkü yazımızda da yine Hz. Pir’in (ra) bu temsili kıssalarından birine bakalım:

“Eşeğiyle su dağıtan fakir bir sucu vardı. Adam fakir olduğu için hayvanını doyuramıyor, bakımını aksatıyordu. Demir şiş ve ağır yüklerle sırtı yara bere içindeki biçare eşek, değil arpa, kuru samana bile hasret kalmıştı. Saray ahırının seyisi bizim fakir sucuyu tanıyordu. Bir gün ona eşeğinin neden böyle zayıf ve dermansız göründüğünü sordu. Sucu da:

- Sebep benim fakirliğimdir, zavallı arpasız, yemsiz ve bakımsız kaldı, dedi. Seyis bir iyilik yapmak istedi:

- O halde sen onu birkaç günlüğüne bana bırak. Zavallı, padişah ahırında birazcık felekten kâm alsın.

   Biçare eşek böylece saray ahırına alınınca orada keyfinden yerinde duramayan bir dizi güzel atlar gördü. Atların önüne en güzel yemler konuyor, altları süpürülüyor, tüyleri taranıyordu. Hasılı fakir evine göre saray neyse eşeğin gözüne de burası öyle göründü. Kendi halini atların durumuyla karşılaştıran merkebin yüreği kabardı ve başını kaldırıp acı acı siteme başladı:

- Ya Rabbi, her ne kadar hakir bir eşek isem de ben de senin kulunum. Geceleri sırtımın acısından ve karnımın açlığından öyle hallere düşerim ki içimden ölsem de kurtulsam diye geçer. Bunlar bu kadar nimet içinde iken benim hayatım böyle acı ve ızdırap içinde geçsin, bu reva mı?...

   Bu niyazın üzerinden çok geçmemişti ki komşu ülkeyle savaş çıktığı haberi geldi ve atlar eğerlenip savaşa gönderildiler. Çok geçmeden giden atların çoğu yara bere içinde geri döndü. Kimisi ok, kimisi ise mızrakla yaralanmış, kırılan parçalar içeride kalmıştı. Bakıcılar aletlerini hazırlayıp atları sıkıca bağladılar ve ellerindeki bıçaklarla hayvanların yaralarını deşmeye ve içerdeki parçaları çıkarmaya başladılar. Hasılı ortalık kan gölüne dönmüş, o nazenin atlar pek zavallı bir duruma düşmüştü. Bütün bu olan biteni ibretle seyreden eşek tekrar başını kaldırıp şöyle niyaz etti:

- Ya Rabbi, sen önceki sözlerimi bağışla. Ben bu fakirliğime razıyım. Sonucu böyle olacak nimet geri kalsın, istemem, dedi.

  (Mesnevi'den)