• DOLAR 7.433
  • EURO 8.984
  • ALTIN 412.302
  • ...

Bir ümmet, bir toplum, bir kavim kendi tarihini bilmeli, sorgulamalı, dersler ve ibretler çıkarmalı. Tarafsız, taassuptan uzak bir tarih kültürüne sahip olmalı ki atalarının, kendisinden önceki nesillerin doğrularından faydalansın, yanlışlarını ise tekrarlamasın? Tarih bilincine, tarih şuuruna sahip olmayan bir halk diğer halkların kültürel saldırı ve sömürü girişimleri karşısında kendini savunamaz, bu konuda zayıf kalır.

Tarih bilincini, tarih şuurunu genç nesillere aşılmak için modern araçlardan faydalanmak, projeler geliştirmek, yatırım yapmak elbette övgüyü hak eden bir şey. Batılılar en değersiz, sıradan, hatta isimleri zulümle, katliamlarla anılagelmiş sözde kahramanlarını sinema sanatıyla, edebi eserlerle, dizilerle, roman ve öykü yoluyla günümüzün nesillerine sevdirmeyi başarmışlar, onları rol model olarak kabul ettirmişlerdir.

Elbette biz Müslümanlar da bu modern araçlardan faydalanacak, tarihimizi, kahramanlarımızı sinema, dizi ve edebi eserler yoluyla insanlarımıza tanıtacağız. Ama gerçeklere sadık kalarak, saptırmayarak, tarihimizi ideolojik saplantılarımıza alet etmeyerek, tarihi kahramanlar üzerinden algı operasyonlarıyla hakkı batıl, batılı hak göstermeye çalışmayarak…

Buna ihtiyacımız da yok. Çünkü tarihimiz kahramanlıklar, erdemler, faziletler tarihidir. Hiçbir ümmetin tarihinde bizim tarihimizde olduğu kadar gerçek kahramanlar yoktur. Ümmetimizin tarihi içinde askeri, bilimsel, ilmi alanlarda destanlar yazmış, ahlak ve erdemleriyle insanlığa yön vermiş binlerce kahraman vardır. Türklerin içinden de, Kürtlerin içinden de, Arap ve Farsların içinden de çıkmış böyle kahramanlar çoktur.

Ama tarihimizde meydana gelmiş yanlışları, sapmaları, savrulmaları, ihanetleri, zulümleri de göreceğiz. Hoşumuza gitmese de, ideolojik saplantılarımıza uygun düşmese de, resmi duruş ve söylemlere aykırı da olsa gerçek tarihi anlatmalı, tarihi kahramanları heveslerimiz doğrultusunda hayali kahramanlara dönüştürmemeliyiz.

Ne yazık ki son yıllarda bayağı revaçta olan ve büyük izleyici kitlesi çeken tarihi dizilerin çoğu bu anlamda sınıfta kalmışlardır. Büyük bütçelerle çekilmiş bu diziler, filmler genç nesillere, halka tarih bilinci, tarih şuuru aşılamaktan uzaktırlar. Çünkü bu dizilerin yapımcıları, senaristleri gerçek tarihi olayları anlatmaktan çok, resmi ideoloji doğrultusunda tarihi olay ve şahsiyetleri yorumlamakta, arzuladıkları hayali şeyleri onlara yaptırmaktadırlar.

Bu dizilerdeki tarihi kahramanlar ümmet şuurundan çok milliyetçi, kavmiyetçi anlayışa yakın durmakta, kavimlerinin maslahatını ümmetin geleceğinden önde görmektedirler. Yine bu dizilerde haremlik-selamlık kültürünün aksine, yabancı kadın ve erkekler iç içe oturmakta, yemek yemekte, hatta herkesin gözleri önünde birbirlerine sevgi ve aşk sözleri söylemekte, dostluklar kurabilmektedirler. Önemli kadın şahsiyetler başta olmak üzere kadınların çoğu tesettürü önemsememekte, kadınların ekseriyetinin gerdanları, boğazları açık durmaktadır. Birkaç sloganik ifadenin dışında dizilerdeki tarihi şahsiyetlerin ne yaşantılarında ve ne de söylemlerinde dinin bir ağırlığı var.

Hâlbuki gerçek tarih hiç de böyle değildir. Gerek Osmanlılarda, gerek Selçuklularda ve gerekse tarihteki diğer Müslüman devletlerde dini yaşantı ön plandaydı. Fransız devriminden sonra Batıcı aydınların yoluyla bize bulaşıncaya kadar Müslüman yönetici ve halklarda kavmiyetçilik, milliyetçilik hastalığı yoktu. Ümmet bilinci vardı. Yapılanlar din adına, ümmet adına yapılırdı. Tesettüre ise mükemmel bir şekilde riayet edilirdi. Haramlık-selamlık kültürü, çarşaf gibi adet ve giyinişler bizim ülkemize Osmanlıdan gelmiştir.

Bu dizilerdeki diğer bir sapma, saltanat yönetimlerinin kutsanması ve devlete mutlak itaat anlayışının topluma empoze edilmeye çalışılmasıdır. Sultanlar, padişahlar genç nesillere mükemmel rol modeller olarak sunulmaktadır. Hâlbuki İslam, saltanatla yönetimi açık bir sapma olarak görmüş, Resulullah saltanata geçiş dönemini önceden öngörerek mahkûm etmiştir. İslam’da meşru yönetim şekli şuraya dayanan, İmamet ve Hilafet olarak adlandırılan, ümmetin en âlim ve takvalı kişilerine önderlik hakkı tanıyan bir yönetim şeklidir. İslam anlayışına göre babadan oğula geçen bir yönetim şekli açık bir sapmadır.

Elbette saltanat dönemlerinde son derece salih, adil, fazilet sahibi yöneticiler de başa gelip hüküm sürmüş, imkân dâhilinde ümmete ve insanlığa hizmet etmişlerdir. Yine bu saltanat yönetimleri döneminde toplumların yaşantısı büyük ölçüde İslam’a göre olmuş, yöneticiler büyük ölçüde İslami hükümlerle toplumu yönetmişlerdir. Ama çok sayıda hata ve sapma da olmuş, özellikle üst sınıfın, hanedan mensuplarının yaşantısında İslam ve ahlak dışı birçok uygulama görülmüştür.

Kısacası saltanat yönetimleri, padişah ve sultanlar bu ümmete rol model olamazlar. Bu ümmetin rol modeli Asr-ı Saadet dönemi, o dönmedeki salih, takvalı yöneticilerdir. Resulullah, O’nun Ehl-i Beyt’i, seçkin ashabı ve yollarını sürdüren rabbani âlimler, arifler, yöneticilerdir.

Tarihi dizilerin yapımcılarına, senaristlerine, yönetmenlerine, bu projelere destek veren yetkililere sesleniyorum. Nesillerimizin, gençlerimizin tarih bilincine sahip olmalarını istiyorsanız lütfen onlara gerçek tarihi anlatın. Doğruları ve yanlışlarıyla gerçek tarihi öğrensinler.