• DOLAR 7.3
  • EURO 8.797
  • ALTIN 403.932
  • ...

            “Zalimlere kendi mazeretlerinin hiçbir yarar sağlamayacağı gün; lanet de onlarındır, yurdun en kötüsü de.” (Mü’min 52)

Ellerinde milyonlarca Irak’lı, Afganistan’lı, Suriye’li, ve daha bir çok coğrafyadan masumun kanı ile ve lanetli soft power hileleriyle dünya, resmen üçüncü Obama dönemine girmiş oldu.

Birbirleriyle çatışmaya ayarlı biçimde ürettikleri çift kutuplu mamüllere, inanç ve milliyetin bastırılan yönlerini kullanarak hızlı biçimde taraftar sağlama gibi basit bir taktikleri var aslında.

Ama bu uğursuz düzenekle her gün bir çok yerde patlatacakları canlı cansız bombalarla işlerinin başına dönmüş oldular. Ellerini kitaba basıp da yemin ettikleri dakikada tıpkı beş yıl öncesinde olduğu gibi Bağdat’ta bir Pazar yerinde 32 sivili hayattan kopararak fitili yeniden ateşlediler.

Şimdi bu menfur planlarından medet umarak amelelik sırasına girenlerden tutun, önlerine atılacak ufacık kemikler için kuyruk sallayanlara kadar nicelerine uğursuz fırsatlar devri bir daha doğdu.

Hani Efendimiz(sav), Bedir savaşında Ebû İzze adındaki şâiri esir almış ve kendisine iyilikte bulunarak serbest bırakmıştı. Bu şahıs, müslümanlar aleyhine kimseyi kışkırtmayacağına ve Resulullah(sav) aleyhine de kötü sözler sarf etmeyeceğine söz vermişti. Fakat bu Ebû İzze denilen kişi, kendi taraftarlarının yanına varınca sözünde durmamış, kışkırtma ve hicivlerine tekrar başlamıştı. Daha sonra Uhud harbinde yine Müslümanların eline esir düşünce tekrar serbest bırakılmasını istemişti de Peygamber Efendimiz (sav): “Mü'min, bir delikten iki defa ısırılmaz.” buyurarak bu talebini reddetmişti. (Buhârî, Edeb 83; Müslim, Zühd 63)

Şimdi, ders alınmadığı için, hâlâ küçük ihtilafları, basit çıkarları, önceliği olmayan menfaatleri büyüterek en acımasız zalimler tarafından ikinci defa ısırılmayı beklemek ne hazin bir intizardır.

Cenab-ı Mevlâ hidayetiyle yol gösteriyor:

“Eğer siz sabreder ve sakınırsanız, onların 'hileli düzenleri' size hiçbir zarar veremez. Şüphesiz, Allah, yapmakta olduklarını kuşatandır.” (Âl-i İmran 120)

Amenna ve saddekna; biz ferasetli olur, dev keferenin tehdit ve şantajlarının örümcek ağı mesabesinde olduğunu görüp asla kendinden galip gelme ve tesir etme kabiliyetlerinin olmadığını bilirsek onların şeytanlığı bize zarar veremez.

Menfi milliyete sarılarak onlara çok çok elverişli bir nüfuz alanı açmak yerine bundan sakınıp bizi birlikte dirlik içinde kılacak olan Kur’an’a sarıldığımızda fitne ve fesatları bize zarar veremez.

Toplumun vicdanını inciten kayırmacılık, tarafgirlik ve türlü türlü adaletsizliklerle karanlığın askerlerine davetiye çıkarmak yerine bunlardan uzak durup, insana ve olaylara hakkaniyetle yaklaştığımız zaman iblisane tavırları bize zarar veremez.

Makam, mevki, ihale, mal, para gibi nefsin hoşuna giden açgözlülük ve hırs aparatlarıyla o zalimlere otoban yapmak yerine, sabredip kendimize çekidüzen verdiğimiz zaman onların zehirli bal hükmündeki öldürücü telkinleri bize zarar veremez.

İnsanı insan eden manevi değerlerden, duadan, ibadetten, İslami şiarlardan, camiden, cemaatten uzaklaşıp/uzaklaştırıp sürüyü, canavarların merhametsiz dişlerine açık hale getirmek yerine Rabbimize yaklaşmaya çabaladığımızda onların şerri bize zarar veremez.

Deniz suyu gibi içtikçe susatan ve mahveden faiz illetine, çözümmüş gibi sarılıp küresel tefecileri sürekli sevindirmek yerine “helal rızık, üretim ve bereket” dediğimizde onların dalavereleri bize zarar veremez.

Aileyi yıkan yasaları veya bir takım paganist saçmalıkları ululayarak içerdeki zındıkları okşar gibi verilen pozlarla bir takım dengelere atıfta bulunmak yerine her daim “La galibe illallah” denilirse onların karın ağrıları bize zarar vermez.

Elhasıl, ısıranların şerrinden ve ikinci defa aynı delikten de başka yerlerden de ısırılmaktan Rabbimize sığınırız.