• DOLAR 8.447
  • EURO 10.037
  • ALTIN 492.521
  • ...

Müslüman bir ailenin amacı, canından daha çok sevdiği çocuğunu hem dini hem de dünyevi olarak yetiştirmektir. Nasıl ki, dünyevi ilimleri öğrensin, önemli bir üniversiteye yerleşsin diye büyük zorluklara katlanarak kendini yükümlü hissediyorsa, dini ilimleri öğrenmesi için de aynı hassasiyeti göstermesi gerekir. Çünkü dünyevi ilimler sadece onun dünya hayatını kolaylaştırmak içindir. Ama dini ilimler, onun hem dünya hem de ahiret saadetinin temin etmek içindir.

Bir babanın çocuğuna vereceği en güzel şey ona dinini öğretmek, ahlakını güzelleştirmektir. Bununla alakalı Peygamberimiz Sallellahu aleyhi vesellem şöyle buyurur: "Bir baba çocuğuna verdiği güzel ahlaktan daha değerli bir miras bırakmış olamaz." (Müslim)

O halde kısa süreli bir yaz tatili olsun, ara tatiller olsun boş bulduğumuz her zaman dilimini değerlendirip bereketli kılmaya çalışalım. Hiç olmazsa bunu fırsat bilerek yavrularımızı cami, Kur’an kursu ve medrese gibi dini eğitim kurumlarına, Kur’an dersini veren mekânlara gönderelim, yönlendirelim. Okul eğitimiyle ilgili gösterdiğimiz hassasiyeti dini eğitimleri için de gösterelim.

Şayet imkânımız varsa her birimiz hem kendi çocuklarımız hem de komşu ve yakınların çocukları için, en kıymetli zamanımızı ayıralım. Bilelim ki; dünyada bundan daha hayırlı bir iş yoktur. Zira toplumun kurtuluşu ve ıslahı buradadır. Bizim saadetimiz ve iflahımız buradadır.

Kur'an'ın olmadığı yerde, Kur'an kültürünün hâkim olmadığı mekânlarda ve Kur’an’dan bir şeylerin bulunmadığı kalplerde hayır yoktur. Huzur, mutluluk ve güven yoktur: "Kalbinde Kur'an'dan bir şey bulunmayan bir kimse, harabe olmuş (içinde kimsenin barınmadığı yıkık dökük) ev gibidir." (Tirmizi, Nesei)

Bir gün adamın biri, peygamberimiz sallellahu aleyhi veselleme gelerek: "Ya Resulellah! Allah'ın en çok sevdiği amel hangisidir?" Diye sordu. Peygamberimiz sallellahu aleyhi vesellem: "Konup göçendir" cevabını verdi. Adam: "Konup göçen kimdir ya Resulellah?" diye sorunca, "Kur’an'ı baştan sonuna kadar okuyan, bitirince de tekrar başlayan kimsedir" buyurdu. (Tiremizi)

"Kim ilim tahsil etmek için bir yola koyulursa, Allah da ona cennete götüren bir yolu kolaylaştırır. Allah'ın evlerinden bir evde toplanıp da orada Allah'ın kitabını okuyan, onu kendi aralarında ders yapan bir cemaat yoktur ki, Allah onlara sekineyi, rahmetini indirmiş olmasın; Allah'ın rahmeti onları kaplar, melekler onları kuşatır ve Allah, kendi katındakilerin yanında överek onlardan bahseder." (Müslim, Ebu Davut, Tirmizi) 

"Bir gün Allah'ın Resulü sallellahu aleyhi vesellem, mescitte halka halinde oturmuş insanlara sohbet ederken üç kişi çıka geldi; bunlardan biri halkada boş bulduğu bir yere oturuverdi; ikincisi de onların arkasında oturdu. Üçüncüsü ise, arkasını dönüp gitti. Resulüllah sallellahu aleyhi vesellem, (dersinden) boşalınca: "Dikkat edin şu üç adamın misalini size haber vereyim: Birincisi Allah'a sığındı; Allah da onu kendi sığınmasına aldı. İkincisi de Allah'tan hayâ etti; Allah da ondan hayâ etti. Diğeri ise, yüz çevirdi, Allah da ondan yüz çevirdi." (Buhari, Müslim, Tirmizi)

Evet! Bu hadisi şerif, bizim Kur’an'a karşı görev ve tepkilerimizin nasıl olması gerektiği hakkında bilgi vermektedir. Ya Allah'ın koruması olan Allah'ın evlerindeki ders halkalarına, sohbetlere katılacağız, çocuklarımızı gençlerimizi bu halkaların içine katmak için onları cami, Kur’an kursu ve medrese gibi ıslah mekânlarına göndererek onlarla birlikte kurtulacağız ya da bundan yüz çeviren adam misali Allah'ın korumasından sıyrılmış avareler durumuna düşeceğiz. O zaman oyun eğlence mekanları gibi bataklıklarda ömür tüketerek heder olan çocuklarımızın bozulmasına bizzat biz kendimiz sebep olacağız.

 Sözün kısası görevimizi doğru yapar, çocuklarımıza sahip çıkarsak hem maddi hem de manevi olarak büyük mükâfata nail oluruz. Yok, eğer ihmal eder sahipsiz bırakırsak her iki dünyada da hüsrana uğrayanlardan oluruz.