• DOLAR 8.538
  • EURO 10.124
  • ALTIN 494.768
  • ...

 Ateizm, hiçbir ilah kabul etmeyen, Tanrıtanımaz felsefi öğretilerin ortak adıdır. Sistemleştirilmiş bir ekol oluşturulmaksızın filozoflardan bir bölümünce benimsenmiş olan bu anlayış, doğrudan Allah'ın varlığını inkâr üzerine kuruludur. Bu özelliğiyle de benzer yanlar taşıyor olsa da Allah'ın varlığını ya da mahiyetini tartışan doktrinlerden ayrılır; Allah'ın yokluğunu kesin bir biçimde öne sürer.

Hemen hemen tüm felsefe ekolleri ve öğretileri gibi ateizmin de kökleri Eski Yunan felsefesine dayanır. Maddeci yapı belirten çeşitli felsefe okullarının bağlıları, ontolojik yorumları sonucunda ateist bir inanç sergilemişlerdir. "Gölge etme başka ihsan istemem" sözüyle ün kazanan Diyojen, bunlardan biri ve felsefe tarihinde kâfir diye nitelenen ilk kimsedir.

Rönesans'tan sonra Batı'da varlığını hissettiren din-dışı eğilimler ve özellikle de evrenin, doğanın ve insanın, insan toplumunun dinden bütünüyle soyutlanarak yorumlanması sonucu ortaya çıkan görüşler, ateist tutumlara büyük katkıda bulunmuş, onlara bolca kullanabilecekleri veriler sağlamıştır.

Nitekim, dinden ve törelerden bağımsız bir siyasetin oluşturulması savını öne süren Makyavel, ateizmi bu alana sokarken; birer ateist olmadıkları hâlde Dekart, David, Hume ve Kant gibi kimselerin aklı dinden bağımsız kılma çabaları ve bu doğrultuda öne sürdükleri düşünceler çağdaş ateizme tutanaklar hazırlamıştır.

Darwin ise, geliştirdiği kuramla Yaratıcı-ilah kavramını dışlarken; Freud, ilah inancının çaresizlik içindeki insanın çocukluk durumuna dönerek koruyucu bir babaya sığınma ihtiyacından doğduğunu öne sürmüştür. Böylelikle psikolojik çerçevedeki inkârı gündeme getirmek yoluyla ateizme bir başka boyut kazandırmıştır.

  1. Yüzyılda ateizmi, Jean Paul Sartre, Albert Camus gibi varoluşçular temsil ettiler. Bunlar, insanın evrende bir başına olduğu ve kendi değerlerini belirlemek özgürlüğüne sahip bulunduğu düşüncesinden yola çıkarak, bu özgürlüğü kabulün kaçınılmaz sonucu olarak Allah'ın inkârına gitmektedirler.

İslam literatüründe, Dehriye diye adlandırılan ateizm, kronolojik bakımdan iki ayrı safha halinde irdelenebilir. Cahiliye dönemi Dehriliği ve İslam sonrasındaki Dehriyyun... Cahiliye dönemi Dehriliği yaratılmayı inkâr etmekle zaman ve maddenin ebediliğini öne süren bir inançtır. Kur'an-ı Kerim'de bunların anlayış şekli şöyle açıklanmaktadır:

"Dediler ki: o (hayat dedikleri) şey, dünya hayatımızdan başkası değildir; ölürüz, diriliriz ve bizi ancak dehr (zaman) helâk etmektedir.' Halbuki onların bu sözlerinde hiçbir ilimleri yoktur. Onlar sadece zanda bulunuyorlar." (Câsiye, 24)

Yani, bu hayatın sonunda, başka bir hayatın olmadığına dair, onların elinde hiçbir ilmi dayanakları yoktur. Ruhu Allah'ın kabzetmediği, sadece insanı zamanın yok ettiği ve geriye toz topraktan başka bir şey kalmadığı şeklindeki düşünceler, sadece ahireti inkâr edenlerin zanlarıdır. Onlar "Bu hayattan sonra ne olacağını bilmeyiz" demekten başka ileri gitmezler.

Onlara göre hayat, bu dünyada gözleriyle gördükleri bölümdür. Bir kuşak ölür bir diğer kuşak doğar. Görünüşe bakılırsa ölüm onlara ulaşmıyor, sadece günler geçiyor, zaman dürülüyor. Onlar ölüyorlarsa, yaşama sürelerini sona erdiren, bedenlerine ölümü ulaştıran, onları öldüren zamandır.

Mademki, ölüm belli bir düzen uyarınca, belirlenmiş günlerin sonunda bedenlere ilişmiyor ve mademki zannettikleri gibi hayatlarına son veren günlerin geçmesidir! Peki bu hayat nereden geldi onlara? Geldikten sonra kim alıp, götürüyor? Halbuki yaşlılar gibi çocuklar da ölüyor. Hastalarla birlikte sağlıklı olanlar da ölüyor. Zayıflar gibi kuvvetliler de ölüyor.

Kuşkusuz bu, dış görünüşü aşamayan, dış görünüşün arka planındaki sırları araştırmayan yüzeysel bir görüştür. Akıl almaz, boş, karmaşık bir zandan ibarettir. Sağlıklı bir düşünceye, bir bilgiye dayanmıyor. Meselelerin özünü anlamayı öngörmüyor. Hayat ve ölüm olaylarının ötesinde insanın iradesinden başka bir iradenin, günlerin geçmesinden başka bir sebebin varlığına tanıklık eden sırra bakmıyorlar.