• DOLAR 7.855
  • EURO 9.53
  • ALTIN 462.9
  • ...

Özümüze ait unutulan veya unutmaya yüz tutmuş nice güzellikler var. Halkın bağrında bir şekilde yer etmiş bu kültürel folklorün kaynağı bilinmese de değerlerimizden nüksetmiş olması kaçınılmaz bir gerçektir.

Öyleyse halk kaynaklı olan bu değerler; taklitçi zihniyete kurban verilmemeli, yaşatılmalıdır. Anne-babaya ve büyüklere saygıdan tutun da yöresel ve yerel yemeklere ve hatta giyime kadar gittikçe körelen bu unsurlar, teknolojinin ve özentinin baskısıyla farklılık gösteriyor.

Bir zamanlar yırtık elbise giymek ayıplanırken şimdilerde teşvik edilmesi, yerli yemek yerine fasd food türü çabuk ya da ayaküstü yemekler; kanka, moruk gibi temelsiz ifadeler bu taklit ve özenti kültürünün sonucudur.

Batı kültüründe ayak üstüne ayak atmak normal karşılansa da kendi kültürümüzde büyüklenme ve saygısızlık olarak yorumlanır. Özellikle örtülü veya açık fark etmeksizin genç kızlarımızda ayak ayak üstüne atmak, hastalık gibi yayılıyor. Küçük görülen bu halk kültürümüz, toplumun temel değerlerinin inşasında yarınlar adına büyük görevler üstleniyor. Hatırlayınız ki otobüste yaşlısına yer vermeyen nesli şikâyet, kadına karşı gösterilmeyen nezaket ve incelik, artık sohbetlerimizin konusu oluyor.

Bu sapmış değerlerle büyüyen nesil; saygısız ve kültürsüz olunca büyüğünü küçümseme, değerlerimizi alaya alan bir yabancılaşma ve her şeye karşı “Ne olmuş yani, abartıyorsunuz, bu neslin farklı olduğunu anlayın artık, sizin zamanınızda değiliz” gibi savunmaların arkasına sığınıyor.

Saygı ile edepsizlik arasında bariz farklar var. Saygı, değer bilmek; edepsizlik değer bilmezliktir. Eskilerin “Saygısızla dost olma, usul bilmez; sınır bilmez, üzülürsün” demesi bir edepsizliğin anlatımıdır.

Özümüze has değerler ilahi kokulu hakikatlerdir. Toplumun ruhu, cevheri ve can damarıdır. Onları yaş iken eğilen çocuklarımıza sabırla öğretmek, evde ve sosyal yaşamda örneklik göstererek uygulamak geleceğe şikayetçi olmayacağımız bir imza atmaktır. Bu imzada kalemi olanlar en çok anne ve babalar olacaktır.

Elbette evdeki değerlerimiz okulda ve genel olarak sistemde bu düzen içinde yok farz ediliyor. Okulda çocuklarımıza verilen değerler, inancımıza ve kültürümüze aykırılık arz etse de ailelerin buna karşı dirençli bir savunma mekanizması geliştirmeleri elzemdir. Bunun için ailedeki eğitim, inancımız ve kültürümüzün birinci yuvası olmalıdır. Aile dışı öğretilen her gayrılık, ailedeki eğitimle sindirilmelidir. Televizyon ve internetin bu konudaki zorlukları konusu ise başka bir yazının konusu olsun.

Sevgi, saygı ve sorumluluk üzere bir gelecek ve nesil temennisiyle…