• DOLAR 16.885
  • EURO 17.833
  • ALTIN 992.103
  • ...

Siyasette artık oturmuş bir kural vardır.

İktidarsan ya yapılan yanlışı hiç görmezsin ya da akla ziyan yorumlarla işin içinden çıkmaya çalışırsın.

Muhalefetsen yanlışları abartır, eklemelerde bulunur, mantık örgüsü içerisinden çıkarır, eleştiriyi hakarete çevirerek berbat edersin. Doğruları ise ya görmezden gelir ya da hiç olmayacak bir yerden bakarak eleştiriye tabi tutarsın.

AK Parti iyi yönetemediği ekonomi için “dış mihrakları” suçlar, müdahale edecek güç kendisi olmasına rağmen sadece belirsiz hedeflere yüklenerek meseleyi izah etmeye çalışır.

Kılıçdaroğlu, kendisine bağlı belediyelerin yaptığı zamlar için hükümeti suçlar, vaatleri arasında yer alan “ücretler sembolik olacak” sözlerini hiç hatırlamaz, israfı eleştirirken, kendi yönetimlerinde daha da artan israfları görmezden gelir.

Dedik ya bu artık herkesin alıştığı bir süreç halini almıştır ve “dürüst siyaset gerçek adalet” toplumda ciddi bir yankı buluncaya kadar da böyle devam edecek gibi görünüyor.

Ama bu yazıyı çok fazla dağıtmayı düşünmeden iktidar cephesinin “iktidar nimetiyle değişen dili” konusuna ayırmayı düşünüyorum.

Resmi olanlarla halkın yüz yüze olduğu enflasyon rakamları arasında 2 hatta bazen 3 kat farkın olduğu bir dönemde “eskiden şu kadar et yiyordunuz, artık daha az tüketin” demenin “Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler” diyen Marie Antoinette (Marya Antonya) zihniyetiyle ne kadar farkının olduğunu işin uzmanı ortaya çıkarsın diyelim; ama örnekler birden fazla olunca duraksayalım…

Bu “adım adım beyazlaşmanın”, halka tepeden bakmanın artık bulaşıcı bir sendroma dönüştüğünü göstermesi açısından ibret vericidir.

İki örnek üzerinden analiz etmeye çalışalım…

Birinci haberimiz şöyle:

“AK Parti Konya İl Başkanı Hasan Angı, hayat pahalılığına ilişkin yaptığı değerlendirmelerde "Kışın salatalık domates yemezdik ya turşu yerdik, çok zenginleştik açık söyleyeyim, ondan sonra ‘yok domatesin tanesi 5 lira'" dedi.”

"Kışın salatalık domates yemezdik ya turşu yerdik”

Bir cümlede birkaç çelişki var gibi görünüyor.

Kışın salatalık domates yemezdik, çünkü ülkede sera sayısı azdı, kışın domates ve salatalık üretimi arttı, fiyatlar nispeten düştü, ulaşım ve iletişim imkanları arttı. Bir de şu var: Eskiden turşu yerdik de şimdi yemiyor muyuz? Hepsi bir yana eskiden akıllı telefonlar çıkmamıştı, pazarlarda tropikal meyvelere de rastlanmıyordu, zincir marketler de yoktu. Yani bazı tüketim kalemleri zamanla değişebiliyor.

“Çok zenginleştik açık söyleyeyim, ondan sonra ‘yok domatesin tanesi 5 lira”

“Zenginleştik” derken halkın geneli mi kast ediliyor yoksa iktidar nimetinin etkisiyle “çok zenginleşenler” mi kastediliyor, belli değil. Ama kasıt ne olursa olsun, zenginleşme ile domatesin tanesinin 5 lira olması arasında bir bağ kuramazsınız. Ortada olan şey şudur: İhracatı artıralım diye müdahale etmediğiniz fiyatlar, kontrol edemediğiniz astronomik yakıt fiyatları, sosyal konut adı altında dar gelirli için yaptığınız konutların kiraları, belirlediğiniz asgari ücretin üzerine çıkmışsa artık ayyuka çıkmış bir “iyi yönetememe” problemi vardır.

İkinci örnekten devam edelim…

“AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Erkan Kandemir, ekonomik sıkıntılar için yaptığı açıklamasında hükümeti savunarak "Milletimizin derdini biliyoruz, sıkıntısını biliyoruz. Milletimizin zaman zaman temel gıda maddelerinde yaşadığı darlığı görüyoruz, farkındayız ama bunlar bizden kaynaklanmıyor."

Açıklamanın girişini okuduğunuzda tamam işte “fildişi kuleden inmiş ve halkın sıkıntılarını anlamaya başlamış biri” diyorsunuz; ama hemen sonrasında dediğinize, diyeceğinize pişman oluyorsunuz.

“Milletimizin derdini biliyoruz, sıkıntısını biliyoruz”

Eyvallah! “Bilme, çözüm için adım atmanın dibacesidir” diyerek iyi niyetimizi muhafaza edelim.

“Milletimizin zaman zaman temel gıda maddelerinde yaşadığı darlığı görüyoruz”

Bir daha eyvallah; ama aynı anlama gelen izahın tekrarı sıkıntılar da barındırıyor.

Bir defa “Milletimiz” diyor, “Biz” demiyor. Bu ikisi arasında çok fark var.

Biraz eşelediğinizde “çok zenginleştiği” için bu sıkıntıları yaşamayan; ama milletin sıkıntılarını iyi anladığını iddia eden klasik bir siyasetçi profili ile karşılaşabiliyorsunuz.

Neyse, diyelim ve devam edelim.

“Farkındayız; ama bunlar bizden kaynaklanmıyor”

İşte vurucu ifade burada saklı!

Ekonomi yönetimi bizde.

Denetim ve güvenlik bizde.

Yasama, yürütme ve yargı imkanı bizde.

Ve ülkede temel gıda maddelerine ulaşmada sıkıntılar yaşanıyorken, üstelik ülkenin bu ürünlerin üretimi konusunda büyük tecrübesi ve imkanları varken, topu taca değil, tribünlere değil, sahanın dışına atmanın mantıklı bir izahı olabilir mi?

Sizden kaynaklanmıyorsa kimden kaynaklanıyor?

Suçluyu bulmak, suçu önlemek, tekerrür etmesine mani olmak, caydırıcı önlemler almak sizin işiniz değil mi?

Gücünüz yetmiyorsa ve güçlenmek için çaba harcıyorsanız, halkın sıkıntıları ve zekasıyla alay anlamına gelen bu açıklamaları neden yapıyorsunuz?

Neden halkı anlamak yerine sıkıntıları paylaşma yoluna gitmiyorsunuz?