• DOLAR 16.783
  • EURO 17.497
  • ALTIN 976.05
  • ...
SON DAKİKA

Trump’ın gelişiyle Amerikan siyasetinde beklenmedik gelişmeler yaşanmış, siyaset ve ticaret alanında atılan adımlar küresel anlamda parayı kontrol edenleri tedirgin etmişti.

Yeni Amerikan siyasetinden özellikle Avrupa’nın liberalleri rahatsız olmuştu.

Göstermelik olarak bile yerel ve uluslararası kuralları hiçe sayan Trump yönetimi özellikle Suudi-BAE ikilisinin ve Netanyahu’nun elini güçlendirmişti.

Ama Trump’ın politikaları ulusalcıydı ve attığı adımlarda önceliği sürekli maddi kazancı olmuştu.

Amerika’nın o dönemde Afganistan’dan çekilme kararı, Suriye’deki güçleri azaltma politikası, Avrupa’ya “güvenlik istiyorsan bedelini ödemelisin” tehditleri, Rusya ve Çin için fırsatların kapılarını sonuna kadar açmıştı.

Elbette Trump da işgalci çete konusunda klasik Amerikan politikasını devam ettirdi ve Ortadoğu’da attığı adımlarda “israil’in güvenliği”nin öncelikleri olduğunu tekrarladı; ama diğer coğrafyalarda gözle görülür bir şekilde geri çekildi.

BAE’nin etki alanının genişlemesini sağladı, Suudi’ye milyar dolarlık silah satışları gerçekleştirdi.

Körfez monarşilerinin hukuksuz uygulamalarına, yargısız infazlarına, sınır ötesi muhalif avlama operasyonlarına ses çıkarmadı, hatta ses çıkarılmasına engel oldu Trump yönetimi.

O dönemde Rusya için operasyonel fırsat alanları açıldı.

Suriye’ye iyice yerleşen Rusya, Türkiye’ye S-400 sistemleri sattı, Orta Asya, Hindistan ve Uzakdoğu’da hedefler belirledi.

Hatta Libya’da Amerikan istihbaratının elemanı olduğu konusunda şüphe olmayan Halife Hafter’e destek vererek bölgeye yerleşti, Kuzey Afrika üzerinde planlar yapmaya başladı.

Süreç böyle devam ederken Trump kaybetti ve Biden Amerikan başkanı oldu.

Avrupa siyaseti, liberaller, solcular ve gönüllü Amerikan lobileri gelişmeleri büyük heyecanla takip etti ve sevinçlerini gizleme gereği duymadılar.

“Amerika’nın yeniden dönüşü başladı” diyenler oldu.

Biden, 1973’ten beri Amerikan siyasetinin içinde olan deneyimli bir politikacıydı ve beklentiler klasik Amerikan siyasetinin yeniden devreye girmesi yönündeydi.

Amerika artık ulusal sınırlara çekilmeyecek, dünya siyasetinde yeniden daha görünür bir hale gelecekti.

Herkes gibi Rusya ve Çin de Biden’i izledi ve kısa sürede kaygılarının yersiz olduğunu anladılar.

Biden yönetimi önce Trump’ın Afganistan’dan çekilme stratejini eleştirdi, çekilmenin ertelenmesinden söz etti; ama sonra birden bire ve belirlenen zamandan önce çekilme kararı aldı.

Demokratların “bölgesel kaos” siyaseti çerçevesinde gündeme getirdiği konular Suudi ve BAE’nin canını sıktı.

Siyonist işgalcinin kazanımlarını göz ardı etmeden Filistin politikasında ufak değişikliklere gitti.

Her adımda bir yorgunluk, bir kararsızlık hissedildi.

Amerika Biden ile beraber “tedirgin” bir sürece girdi ve bu da Rusya için “fırsatlar” anlamına geliyordu.

İlkin gözünü Afganistan’da Amerika’nın bıraktığı boşluğa dikti Rusya; ama Taliban’a baktı, eski yaşananları hatırladı ve vazgeçti.

Afrika’da Libya tecrübesini büyüttü, Mali, Nijerya, Gabon ve Angola’ya girdi.

Paşinyan’ın Avrupa’ya yakın durmasından dolayı Ermenistan’ı cezalandırdı ve Azerbeycan karşısında destek vermedi.

İlk askeri hamle ise Kazakistan’a idi ve aslında bununla birçok yere mesaj verdi.

Bir defa şunu iyi okumak lazım:

Ukrayna saldırısı iyi planlanmış ve çerçevesi oldukça geniş bir operasyondur.

Rusya, İngiltere’nin ayrılmasıyla operasyonel gücü iyice zayıflamış Avrupa’da eski günlerine dönmek istemektedir.

Ukrayna operasyonu, eski Varşova Paktı üyesi ülkeler içerisinde NATO’ya üye olmak isteyen ve NATO’ya üye olarak güvenliğini sağladığını düşünenlere bunun hiç de kolay olmadığını gösterecektir.

Nitekim birer birer NATO’ya üye olmayı düşünmediklerini söylediler.

Rusya, enerji politikaları ve devasa askeri gücüyle “denge değiştirici” pozisyonda olduğunu herkese kabul ettirmeye ve yeni bir süreci başlatmaya niyetli.

Küresel sistemin ekonomik operasyonuna ne kadar dayanır belli olmaz; ama Rusya, fırsatı değerlendirmek istiyor, çünkü Amerika’nın tedirginliğinin ne kadar süreceği belli olmaz.

İslam Dünyası için de büyük fırsatlar var. Bunun için büyük düşünmek ve küresel güçlerden birine angaje olmamak son derece önemli.

Dengeler önemlidir; ama ilkelerin ve uzun soluklu perspektiflerin unutulmaması kaydıyla.

Tüm yıkım, kırılma ve umutsuzlukları bir tarafa bırakıp “Ümmet perspektifine” odaklanmak coğrafyamızın maddi ve manevi anlamda kazanması için tek seçenektir.

 

 

Yazarın Diğer Yazıları