• DOLAR 8.474
  • EURO 10.276
  • ALTIN 508.65
  • ...

Koronavirüs vakalarının artması ve buna karşı alınan önlemler küresel emperyalist sistemin asıl yüzünü bir kez daha göstermişti dünyaya. Özellikle maske ve diğer koruyucu malzeme için “korsanlık” yapan ülkelerin bu işi gizleme ihtiyacı bile hissetmemesi “Batı değerleri” denilen olgunun aşamalı olarak çıkarların korunmasından başka bir şey olmadığı gerçeğiyle yüzleştirdi.

Bir de bindikleri deniz araçları batırılan, kurtarılmalarına izin verilmeyen mülteciler meselesi var…

İliklerine kadar sömürülen insanlar, kültürel asimilasyona da uğratılınca “refaha kavuşma umuduyla” çıktıkları yolculuklarda çocuklarını, umutlarını, geleceklerini ve hayatlarını kaybettiler.

Mülteciler konusunda tüm insani değerleri bir tarafa bırakanların aşılar ortaya çıktığında adil bir dağıtım ağı oluşturmak yerine devasa kazançların peşinde koşması ve “aşı stoklama” yoluyla “ortaklarına” bile oyunlar oynaması bazılarını çok ürküttüyse de bizi fazla şaşırtmadı.

Büyük paraların döndüğü spor organizasyonları için toplantı üstüne toplantılar gerçekleştirenler, aşının adil dağıtımı için adımlar atmıyor. Çünkü bu sektörde de kazancına kazanç katan kapitalistlerin varlığını herkes biliyor.

Bazı ülkeler kendi nüfuslarından daha fazla aşı bulundururken, bazı ülkelerde daha hiç aşılanan yok!

Bazı aşılarla ilgili problemlerden söz edilmeye başlandığında bunları stoklayanların ellerindekini “az gelişmiş” ülkelere göndermesine de şahit olduk.

Aşı deneylerinde de hem Avrupa’nın hem de Çin’in Afrikalıları kullandığına dair haberler yapılmıştı.

Yani aslında zaman ve zeminin değişmesi sömürgecinin zihin yapısını değil sömürge araçlarının değişmesini sağlıyor sadece.

Cezayir’de son 30 yıldır belki de ilk defa bu kadar ciddi bir şekilde “sömürgeci ve katil Fransa” portresi ortaya konuyor ve bu önemli bir gelişme.

Pakistan’da “İslam düşmanlığı”nı körükleyen, Aziz İslam Peygamberine hakareti meşrulaştıran ve Müslümanları hedefe koyan düzenlemelerinden dolayı Fransa aleyhinde uzun zamandır gösteriler yapılıyor. Kamuoyu, Fransa elçisinin sınır dışı edilmesini istiyor.

Fransa ve Macron üzerinden “İslam düşmanlığı” karşısında İslam ülkelerinin ortak strateji belirlemesini istiyor Pakistan Başbakanı İmran Han; ama sömürgeci mantık için tek hedef Müslümanlar değil ki! Şu anda ırkçı-faşistlerin de etkisiyle özellikle Müslümanların hedefe alındığı bir gerçek; ama sömürgecinin hamlelerinde asıl belirleyici olan şey çıkarlarıdır.

Ruanda olayı bu konuda oldukça açıklayıcı bir örnektir.

Fransa'nın Ruanda'da yüz gün içerisinde 800 bin kişinin katledildiği soykırımla olan bağlantıları "Öngörülebilir bir soykırım: Fransa hükümetinin Ruanda'da Tutsiler'e karşı soykırımla bağlantılı rolü" isimli raporla bir kez daha ortaya kondu.

Raporda Fransa, 800 bin kişiyi katleden Hutu rejiminin "iş birlikçisi" olarak tanımlandı.

Evet, Hutular da Tutsiler de Hristiyan’dı ve iki tarafın da Fransa ile ilişkileri vardı. Etnik çatışmada Fransa açısından çıkarlar Hutuların, yani katliamcı tarafın yanında olmayı gerektirdi ve tüyler ürpertici bir soykırım gerçekleşti.

Çıkarlarını tanrı edinenlerin çıkar çatışmasında heybelerindekini ortaya dökmesi ve birbirlerinin kirli yüzlerini deşifre etmesi kaçınılmaz.

Sömürgeciyi en iyi çıkarları zedelenen sömürgeci tarif eder sanırım.

Son zamanlarda İtalya ve Fransa faşistlerinin çekişmesinde kirli çamaşırların ortaya döküldüğüne şahit oluyoruz. 

İtalya Temsilciler Meclisi Üyesi ve mülteci düşmanı ve faşist tutumuyla bilinen bir partinin yöneticisi Giorgia Meloni, sömürgeci vahşeti “içeriden biri olarak” çok net bir şekilde ortaya koydu:

"Fransa nükleer reaktörleri için uranyumun yüzde 30'unu Nijer'den çıkarıyor. Ve hal böyleyken Nijer nüfusunun yüzde 90'ı elektriksiz. Bize ders vermeye kalkma Macron!

Yazarın Diğer Yazıları