• DOLAR 6.119
  • EURO 6.644
  • ALTIN 324.36
  • ...

Din ve siyaset birbirinden ayrı olsun diyenler, şunu demek istiyorlar: Allah göklerin Rabbi olsun; ama yerin rabbi biz olalım. Demek istiyorlar ki, biz zaman ve zemini biliyoruz; ama ilahi kurallar eskiyor, değişime ayak uyduramıyor.

Allah’ın koyduğu kurallarda ve o kuralları yorumlamada sorunlar görenler, insanların koyduğu kurallarda hiçbir sorun göremiyor mu? İdeolojik yönelimleri ağır basanların, kişisel çıkar hesaplarının kontrolünden çıkamayanların, kurallara uymayı karşılıklı çıkar ilişkileri çerçevesinde bir mantığa oturtmak isteyenlerin düzenlemeleri mi daha sağlıklı?

Dine alan belirlemek, Allah'ın her an müdahil olmasını kabul etmemek, her an yaratmayı reddetmek eski Yunan'da dile getirildi. Onlara göre Allah evreni yarattı ve Kıyamete kadar karışmayacaktır. Yeryüzünde adaleti ve düzeni kendileri sağlayacaktır. Peki, bunun mümkün olduğu bir an ve mekan var mı? Yerel ölçekte nisbi bir adalet sağladığı söylenen güçlerin küresel ölçekte nasıl zulüm ve sömürülere imza attıkları, üçüncü dünyayı insanlardan değil de sayılar ve grafiklerden oluşmuş ayrıntılar olarak gördükleri ortadadır.

Kaldı ki, ilahi yönü olmayan adaletin ölçüsü her hâlükârda subjektif olacaktır.

İnsanın eylemleri açısından ne olduğuna, hangi durumda adalet hangi durumda zulüm tarafında olduğuna kim karar verecek? Birileri bu konuda karar veriyor ve o açıdan da sınırsız yetkilerle kendilerini insanların inancı, yaşamı ve geleceği konusunda karar verici bir tanrı mesabesinde görüyor.

Seçimler her zaman bireysel alanda kalmıyor. Bireyler seçimleriyle toplumsal dönüşümlere ve değişimlere de karar verebiliyor.

Çoğunluk zulmü tercih ederse bu, hakkın değişimi anlamına mı gelecek? Mevcut durumda Amerikan halkı göçmenlere zulmedilmesine çoğunluk olarak destek veriyor. Siyonist terör şebekesinin sivil kılıklı işgalcileri işgal, katliam, yağma ve yıkımda ileri geçenlere daha fazla prim veriyor.

Ortaçağ kilisesinin her şeyi kontrolünde tutmak için geliştirdiği kimi tepkiler üzerinden genel bir din değerlendirmesi hiç adil değildir. Batı’nın din algısını birebir kopyalayıp İslam coğrafyasında piyasaya sürmek ise bağnazlık ve sahtekarlıktır.

Aydınlanmacılar da, pozitivistler de, liberal demokrasiyi savunanlar da Tanrıyı devreden çıkararak iyi bir yerlere ulaştıklarını iddia ederler, peki Hitler ve Musollini Batı’nın düşünce ikliminde ortaya çıkmadı mı? Bu isimlerin beslenme kaynaklarının din olmadığı ortadadır. Hitler’in faşizme bilimsel kılıf için Darvin’den faydalandığı, gücün hakimiyeti konusunda postmodernizmin öncüsü Nietzsche’yi örnek aldığı söylenir.

Batı’da din “folklorik” bir öğe haline getirildi ve sınırsız hedonizmin (Hazcılık) önü açıldı. Ama kapitalizm rekabet ve çatışmadan faydalanır ve din de bu ortamda önemli bir görev görebilirdi. Tarih, din ve gelenek siyasi argümanlarla cilalanarak çok uluslu şirketlerin hizmetine sunuldu. Öyle ya “Medeniyetler çatışması” tezi, işlevsiz bir tanrı anlayışı üzerinden yeni bir Anglo sakson Hıristiyan medeniyeti inşa etme amaçlı değil midir? Ki bu tez muhalifleri tümüyle imha, medeniyetleri ortadan kaldırma düşüncesine sahiptir.

İslam, tarih, kültür ve gelenek ile beraber bir medeniyet inşa etmiştir ve her an bu potansiyeli harekete geçirme imkanına sahiptir. Bu yüzden fiili ve düşünsel saldırılarla karşı karşıyadır.

Tepkisel davranışlar ve arızaları bir tarafa bırakalım.

İslam'da asıl olan davet-tebliğ'dir. Davet engelle karşılaştığında -imkanlar dahilinde zemin ve zaman gözetilerek- engel ortadan kaldırılır. İnsanlar davetle karşılaşır, kabul veya reddederler. Kabul ettiklerinde müslim, etmediklerinde gayri müslim olurlar. Yani davetle karşılaşmadan tam bir tanımlama bile yoktur.

İslam'a göre iyilik de kötülük de evrenseldir. Aslında kötülük iyiliğin ortadan kaldırılmasıdır. Kötülüğün yaygınlaşması ve aleni yapılması insanların yoldan çıkmasına neden olur. Bu yüzden de "aleni kötülük" önlenir. Aleni olmayan kötülüğün hesabı Allah'a kalmıştır. İslam'da günah işleniyor diye bir evin mahremiyeti bile ihlal edilemez.

İslam, fıtrata dönen bir birey, birbirine hakkı ve sabrı tavsiye eden bir toplum, tüm yaratılmışlarla uyumlu ve barışık bir dünya önerir.

İnsanlık huzur istiyorsa dine, “el İslam’a” yönelmek zorundadır.