• DOLAR 6.775
  • EURO 7.383
  • ALTIN 358.504
  • ...

 

Bismihi Teâla Garip değil mi, alemlerin reisi ve Rabbül alemin’in son elçisi –salallahu aleyhi vesellem’-in “Hud suresi beni ihtiyarlattı.” yaklaşımı. Fakat şu diyalog ne güzel tercüman olmuş garipsediğimize.

Evet, bir gün Hz. Aişe –radiyallahu anha- validemiz –salallahu aleyhi vesellem’- ile sohbet ederken onun oldukça yorgun ve yıpranmış olduğunu fark edince dayanamaz ve “ya Rasulallah, ne olur ibadetini biraz azalt; zira senin geçmişe ait bir günahın yok, masumiyetin sebebiyle gelecekte de günahlara karşı koruma altındasın” mealinde şeyler söyler. Bunun üzerine Rasulallah –salallahu aleyhi vesellem- hüzünlenir ve ona: “yâ Aişe, ben Allah’a şükreden bir kul olmayayım mı?” (Buhari, Teheccüd 6) diye cevap verir. Rasulallah Efendimiz’in ibadetlerinde herkesten daha önde olması, beş vakte ilave gece namazı, nafileler, uzun secdeler neticesinde alnında secde izi oluşması ve bunu “Allah’a şükrünün bir ifadesi” olarak değerlendirmesi, yine “günde yüz defa istiğfar ediyorum” demesi biz ahir zamanın günahkâr kulları için ne güzel örneklik.

Vaziyet buysa korkudan, hüzünden emin olmak için teoriden de öte “Allahu gayetuna”yı pratikte ortaya koyup Allah’ın rızasına nail olmak için biz nasıl, neyde dosdoğru olacağız, bunun sınırlarının dâhilinde ve haricinde olan nedir? Tabi ki bunun sınırları nefes alıp verdiğimiz müddetçe müdahil olduğumuz, tesirimizin olduğu ve bize etki eden her şeydir.

Elbette çoban sürüsünden, öğretmen sınıfından, işveren işyerinden, ebeveyn evlatlarından ve her amir memurundun mesuldür. Yani her bireyin alanına göre mesuliyeti vardır. Mesuliyetimiz muhatabımızla muamelemizde, onları hakka ve doğruya yönlendirmemizdir. Bu yükümlülüğümüzün temelinde Allah var. Allah’a karşı olan görevimizi hakkıyla yapmak için öğrencimize Allah’ı anlatmalı, evladımıza Allah’ı sevdirmeli, memurumuza, işçimize, müşterimize Allah’ı hatırlatmalıyız.

Şüphesiz bu rabbani vazifenin en etkili dili, bir parça et değil, Kürtçe, Arapça, Türkçe, İngilizce hiç değil. Bu vazifenin tesiri ne yaldızlı kelimelerde, ne veciz sözlerdedir. Bu vazifenin tesiri de en etkili dili de davranışlardadır, pratiktedir.

Öğrencimiz hayatımızdan, merhametimizden, sevgimizden yola çıkarak Allah’ı tanımalıdır, evladımız Allah’ı sevmelidir. Memurumuz, işçimiz, müşterimiz hak, alın teri, adalet yaklaşımımızın temelinde Allah’ın rızasını görmelidir. Alırken, verirken, gelirken, giderken, severken, nefret ederken, öğrenirken, öğretirken yegâne gayemiz Allah olmalıdır. Zira yoktan var edenin, ruh verenin, yaşatanın, koruyup gözetenin, hesap soracak olanın Allah olduğunun şuuruyla biz O’nu görmesek de O’nun her zaman bizi gördüğü şiarıyla yamulmadan, yıkılmadan, yorulmadan, usanmadan, kıyamda olmaktır, dosdoğru olmak. Belanın yuvasında da düşmanın karşısında da hastalığın avucunda da, yoklukta da varlıkta da şükretmektir, zikretmektir, secde etmektir, kıyam etmektir dosdoğru olmak. Kendisi için adeta hizaya geldiğimiz; dayanağımız, sığınağımız, melcemiz rabbimiz olduktan sonra korku ve hüzün fersah fersah uzağımızda olmalıdır.

Zira kendisi için kıyam ettiğimiz ve secdeye kapandığımız Allah her şeye hâkimdir, O’nun emri, haberi olmadan, O’na rağmen ağaçtan tek bir yaprak bile düşmez, tek bir yağmur damlası bile yağmaz, tek bir virüs bile üremez. Madem öyle sen üstüne düşen vazifeye bak, sonra Allah’ın işini Allah’a bırak ey Müslüman!