• DOLAR 13.659
  • EURO 15.484
  • ALTIN 776.68
  • ...

Salallahu aleyhi vesellem’in ''Hepiniz çobansınız; hepiniz güttüğünüz sürüden sorumlusunuz.'' (Buhari, Nikah, 91) diye başlayıp aile reisi, yönetici ve kadının şahsında topluma sorumluluğunu hatırlattığı hadisi hepimizin malumudur.

Salallahu aleyhi vesellem, bu hadisiyle hayatımızın her sahasına sorumluluk bilincinin tohumlarını saçmıştır. Fakat biz bu gün aile reisinin sorumlulukları açısından hissemize düşeni almak istiyoruz.

Evet, gerek aile reisi olarak ailemize gerekse yakın hatta uzak akrabaya karşı bile yerine getirmemiz gereken sorumluluklarımız vardır. Bu hususta en başta gelen sorumluluk da onlara iyiliği emretme ve onları kötülükten men etmektir. Hiç kimsenin etkisinin ve yetkisinin olduğu sahada sorumluluklarından kaçınma, iyiliği emretmekten ve kötülükten men etmekten uzak durma lüksü yoktur. Bu hususta Rabbimiz Teâla rahmetinin icabı “Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. Onun başında, acımasız, güçlü, Allah’ın kendilerine buyurduğuna karşı gelmeyen ve kendilerine emredileni yerine getiren melekler vardır”(Tahrim, 66/6.) diye ferman buyurarak biz kullarına sert bir ihtarda bulunuyor.

Kelam-ı Kerim’in bu ayet-i celilesi de kendimizi ateşten sakındırmamız kadar etkimiz ve yetkimiz altındaki ailemizi de ateşten, ateşe götürecek fiil, eylem, hareket ve yaşam tarzından sakındırmamızın da bizim sorumluluğumuzda olduğuna işaret ediyor.

Dolayısıyla her mü’min, ailesinde aile reisi olarak evinin çobanıdır. Eşinden, kardeşinden, bacısından, evladından, anne babasından hâsılı beraber yaşadığı ve sözünün geçtiği aile efradından sorumludur. Rabbimizin bu ihtarının yanında “her biriniz çobansınız ve her çoban maiyetindekilerden sorumludur” sözleri ile sorumluluk sahasında bizi harekete geçiren Salallahu aleyhi vesellem, bir aile reisi olarak evinin çobanlığında nasıl bir tavır takınmış, nasıl bir örneklik ortaya koymuştur, bakmak gerekir. Bu hususta bize aktarılan özellikle şu iki örnekliği sizinle paylaşmak istiyorum.

Birincisi: Salallahu aleyhi vesellem, “âmâ” bu günkü tabirle görme engelli olan İbni Mektum içeriye girdiğinde dışarıya çıkmayan Hazreti Aişe annemize dışarı çıkmasını işaret eder. Hazreti Aişe "fakat o beni görmüyor" deyince "o seni görmüyorsa sende mi onu görmüyorsun" diyerek onun dışarı çıkmasını sağlamıştır.

İkincisi: Hazreti Aişe annemizin rivayet ettiği vakıa ve mevzubahis olan ablası Hazreti Esma'dır. Olay şöyle nakledilmektedir. Hazreti Esma validemiz, bir gün Sallallahu aleyhi vesellem’in yanına ince bir elbise ile çıkar. Salallahu aleyhi vesellem onun eniştesidir. O da Sallallahu aleyhi vesellem'in baldızıdır. Hazreti Esma, bu yakınlıktan, akrabalıktan dolayı bir mahzur olmadığını düşünerek böyle davranmıştır. Sallallahu aleyhi vesellem, bu durumdan hoşnut olmaz ve ona der ki “ey Esma bir hanım buluğa erince” bundan sonraki kısmı Sallallahu aleyhi vesellem elle işaret ederek “şu ve şu azalarından başkasını göstermesi uygun değildir” der. Sallallahu aleyhi vesellem bu şekilde elleriyle işaret ettiği elleri ile yüzünün dışındaki yerlerini göstermemesi gerektiğini salık vermişti.(Ebu Davud,  Libas, 31.)

İşte bir aile reisi olarak etkisinin ve yetkisinin olduğu ailesine ve akrabaya karşı Sallallahu aleyhi vesellem’in çobanlığı ve bu çerçevede “emri bil maruf ve nehyi anil münker”i salık verdiği iki güzel örneklik.

Rabbimizin, cümlemizi sorumluluk bilinciyle Allah'ın adıyla yuvanın gecesine kıyamın rengini çalan; özüyle, sözüyle maiyetindekilere marufu, ihsanı, silmi, hilmi, sekineti ve saadeti ikram edenlerden kılması temennisiyle, vesselam.