• DOLAR 13.463
  • EURO 15.241
  • ALTIN 797.014
  • ...

Ne güzel söylemiş şair..

“Bize göre değil umutsuz yaşamak, bir sevda uğruna vurduysak yola”

Hem zaten umutsuz yaşamak mümkün müdür? Umudu olmayan insan, kanadı olmayan kuş gibidir..

Karada yüzen balık gibidir...

Bilhassa son günlerde toplum gündemini fazlasıyla meşgul eden; sine dağlayıcı, vicdan yaralayıcı birçok çirkin hadise herkesçe malum..

Bu hadiseler hakkında net ve kesin bilgiler olmadan bile insanların kahir ekseriyeti tarafından, yoğun yorum bombardımanına maruz kalıyoruz. Maalesef birçok çirkin fiilin dilden dile dolaşması nedeniyle, gönülden gönüle bir kanıksama ve kirlenme hali de hasıl olmakta. Bu nedenden olsa gerek, toplum olarak geleceğe, güvene, huzura ve elbette insanlığa dair umudumuz ağır yara almış vaziyette.

Topluma öyle bir algı empoze ediliyor ki, herkes birbirine potansiyel suçlu gözüyle bakıyor.

Kardeş kardeşe, anne evlada, komşu komşuya güvenemez duruma geldi.

Elbette korku duygusu fıtridir ve insanın kendini koruması için gereklidir. Ancak itidalli olunmaz ise, insan hayatı boyunca paranoyalarla bir şizofren gibi yaşamak zorunda kalır.

Tüm bunların yanı sıra toplumda var olan kötülüklere, pisliklere büyüteçle bakıp, var olan güzelliklere ve iyiliklere kör sağır kalmak da ayrı bir garabet.

Oysa şunu bilelim ki, bizlere ısrarla servis edilen çirkin fiillerin ve çirkin insanların aksine, gösterilmeyen, anlatılmayan o kadar çok güzel fiil ve o kadar çok güzel insan var ki...

Bu nedenle geleceğe dair umudumuzu ve ‘insana’ karşı ümidimizi yitirmeyelim.

İçinde yaşadığımız toplumun münkeratını ve İslâm’dan önceki cahiliye devrinin münkeratını bir kıyas edelim.

Onca münkeratın içinden, marufa çağıranların uzattıkları temiz elleri tutarak, Allah’ın (c.c)izniyle tövbe, teslimiyet ve samimiyetle arınan, hidayet kahramanı olan saadet asrının mimarlarını hatırımıza getirelim...

Birkaç misali de burada zikredelim..

 Hz. Peygamber (asm)'e biat etmiş olan Kebîre adında bir hanım şu itirafta bulunur:

“Ey Allah'ın Resulü! Cahiliye döneminde dört oğlumu gömdüm."

Aynı şekilde, Temîmli Kays b. Âsım, Resûlullah’a gelerek “Cahiliye döneminde sekiz kızımı diri diri toprağa gömdüm.” Der. Acı ve pişmanlıkla bir çıkış, bir tövbe kapısı arar.

Yine bir gün Hz. Ömer ( R.A) Medine’nin gençlerine hitaben yaptığı bir konuşmada şunları söyler: “Biz, öyle karanlık bir zaman diliminde yaşadık ki kız çocuklarımızı ‘Hadi, dayına gidiyoruz!’ diye yanımıza alır; Mekke’nin dışına çıkarır, kendi ellerimizle kazdığımız çukurlara diri diri gömerdik. (Burada Hz.Ömer, İslam’dan önce cahiliye toplumundan yola çıkarak böyle bir misal verir)  Yine ellerimizle helvadan putlar yapar, acıkınca onları yerdik. Bu sözler üzerine gençler şaşırır.

Orada bulunan bir genç dayanamaz ve ayağa kalkarak der ki: “Ey Müminlerin Emiri! Siz cahiliyede bu işleri yaparken aklınız yok muydu? Ancak aklı olmayan biri bunları yapabilir!”

Hz. Ömer acı içinde cevap verir:  “Ey Evladım! Aklımız vardı, ama hidayetimiz yoktu.”

Bu son sözleriyle adeta günümüzün, cahiliyeden beslenen insanlarını tarif ediyor adalet güneşi.

Aklı olan ve fakat hidayetleri olmayan insanları.

O halde aklı hidayetlerinin emrinde olan günümüz aklî selim sahiplerine düşen, toplum içinde hızla yayılan çirkin fiilleri anlatıp, yorumlayıp yaymak yerine, umudu ve emaneti azık edinerek; iyiliği, güzelliği, yaymak ve ulaşabildiği her insana İslâm’ın pak mesajını ulaştırmak değil midir?

Muhakkak ki, bu vesileyle bir insanın bile tövbe edip hidayet bulması, insanlık için çok büyük bir kazanç ve paha biçilemez bir umut kaynağıdır.

“De ki: "Ey kendilerine karşı aşırı giden kullarım! Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah bütün günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayan, çok merhamet edendir." (Zümer/53)

Günahlar mı? Her asırda olacak!

Fahşa mı? Her vakit insanlığı bunaltacak!

Sapkınlıklar mı? Kıyamete kadar devam edecek!

Elbette tüm bunlar bizleri korkutur, tedirgin eder, üzer ve sarsar. Ama en çok korkmamız gereken; kötülüğe karşı çaresizce, umutsuzca eli kolu bağlı oturup ah vah etmektir. Kıyamete kadar sürecek hak ile batılın, iyi ile kötünün, güzel ile çirkinin, temiz ile kirlinin savaşında hak üzere safımızı belirlemeyip, bu doğrultuda safları sıklaştırmamamızdır.

İşte bizi bu manada rikkate ve dikkate sevk edecek nebevî ikaz!

“Canım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, ya iyilikleri emreder ve kötülüklerden nehyedersiniz ya da Allah, kendi katından yakın zamanda üzerinize bir azab gönderir. Sonra Allah’a yalvarıp dua edersiniz de duanız kabul edilmez.” (Tirmizi, Fiten)

Mekânı Firdevs olsun! Güzel şairin dediği gibi:

“Geceye yenilmeyen her insana, ödül olarak bir sabah, bir gündüz ve bir güneş vardır.” (Sezai Karakoç)

Karanlığa karşı nurun galip gelmesi için, elde hiçbir şey olmasa bile, iman varsa umut vardır.

Umut varsa gayret, bereket ve biiznillah hidayette vardır!