• DOLAR 32.603
  • EURO 34.902
  • ALTIN 2405.22
  • ...

İşlerimiz yoğun. Sabahtan akşama kadar çalışıyoruz. Müşteriden müşteriye koşuyoruz. İşyerimizde de müşteriden başımızı kaşıyamıyoruz. Kazancımız iyi, para kazanıyoruz. Bu yüzden sevinçliyiz.

Kazancımız günden güne artıyor. Müşteri sayımız da artıyor. Müşteri sayısının artması ile beraber, mal ihtiyacımız da artıyor.

Piyasadan mal temin etmemiz gerekiyor. Müşterilerin yeni taleplerini karşılamak gerekiyor. Yeni ürün, yeni çeşitler tespit etmek gerekiyor.

Yoğun bir telaş, bir koşuşturmaca tüm zamanımızı alıp götürüyor. Neredeyse başımızı kaşıyacak zamanımız yok desek yeridir. Kazanıyoruz. Maddi anlamda baktığımızda bu doğrudur. Ama manevi anlamda kaybediyoruz. Bir yerden kazanırken diğer yandan zarar ediyoruz. Çünkü koşuşturma içerisinde Rabbimizin adını anmayı unuttuk. Namazlarımızın kimisini kaçırdık. Kimisini de vaktin son anında yarım yamalak, huşudan uzak bir şekilde kıldık. Revatip sünnetlerimizi terk ettik.

Tesbihatımızı hiç yapmadık. Daha evvel mutlaka sekiz rekât olarak kıldığımız Duha namazını, önce iki rekâta düşürdük. Sonrada kılmayı tamamen bıraktık.

Camiye ancak Cuma günü, o da herkesten sonra gidebiliyoruz. Bazen camide çok zor yer bulabiliyoruz. En arkalarda bir kartonun üzerinde, namazımızı kılabiliyoruz. İmamın sesini işitmiyoruz. Rastgele rükû ve secdelere gidiyoruz. Bir an önce işimizin başına dönme telaşından üzerinde namaz kıldığımız kartonu da yerden kaldırmadan işimizin başına koşuyoruz. Bu arada bir müşteri kaçırdık mı diye hayıflanıyoruz.

Ailemize akşam okuduğumuz birkaç satır kitabı, aşırı yorgunluğumuzdan dolayı terk ettik. Eve geç geldiğimizden sabah namazlarını zoraki kılabiliyoruz. Bazen de kaçırıyoruz. Gün içerisinde yaptığımız zikri tamamen unuttuk. Kur`an okuyamıyoruz.

Haftada bir gittiğimiz sohbetimize gitmemek için bahaneler uyduruyoruz. Bazen de gitmiyoruz.

Bu kadar yoğun telaş içerisinde, madden kazandığımız halde kazancımızı bereketlendirecek, kimi günahlarımıza kefaret olacak bir kaç kuruş infak vermekten kaçınıyoruz. Hafta da bir de olsa aldığımız gazetemizi ve aylık dergimize verdiğimiz bir kaç kuruşu bile çok görüyoruz. Neredeyse onları da almayacağız.

Şimdi sorumuzu tekrar soralım: Kâr mı ediyoruz, zarar mı?

Çarşının birinde işleri yoğun olan bir hacı amca, her akşam olduğunda “Eyvah bu gün de zarar ettik” diyormuş. Bunu gören komşu esnaf, bir gün aralarında anlaşarak iş yerlerini kapatırlar. Müşterilerin tamamı hacı amcaya kaldığından, akşama kadar büyük bir satış yapar. Akşam olduğunda hacı amca “Eyvah, bu gün her günden daha çok zarar ettik” diye söylenir. Komşu esnaf: “ Yahu, bu kadar müşteriye rağmen hala zarar ettik mi diyorsun. Ne de açgözlü imişsin!” diye hacı amcaya çıkışırlar.

Hacı amca: “ Daha evvel arada bir Allah diye biliyorduk. Bugün ise Allah ismini tamamen unuttuk” diye cevap verir.

Bir iş yapıyorsak, elbette ki en iyisini yapmaya çalışacağız. Daha iyi kazanmak için uğraşacağız. Sektörümüz ve iş alanımızda en iyisi olmak için çabalayacağız. Ama bu uğraşımız, asla bize Rabbimizi unutturmamalı, ibadet ve hizmetimize mani olmamalıdır. Aksi takdirde kazanıyor göründüğümüz halde zarar ederiz.

“Ey iman edenler! Mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah`ın zikrinden alıkoymasın. Kim bunu yaparsa İşte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.” (Münafikun 9)

Maddi zararların telafisi mümkün olabilir. Fakat manevi zararların telafisi bazen mümkün değildir. Çükü insan tövbe edecek fırsatı yakalayamayabilir. Geçici kazancın vermiş olduğu sarhoşluk onu Karunlaştırabilir. Ya da Salebe`nin akıbetine maruz bırakabilir. O zaman geri dönüşün faydası kalmaz. Bu arada ölüm de gelip çatarsa, zarar ötesinde bu sefer iflas etmiş olunur.

“Birinize ölüm gelip de: “Rabbim beni yakın bir süreye kadar ertelesen de, sadaka versem, İyilerden olsam “ diyeceği zaman gelmezden önce, size verdiğimiz rızıklardan sarf edin.” (Münafikun 10)

Selam ve dua ile Allah`a emanet olun.