• DOLAR 16.783
  • EURO 17.497
  • ALTIN 976.05
  • ...
SON DAKİKA

“Kendini tutmak, kendini alıkoymak, bir şeyden kendini çekmek, bir şeyden el çekmek anlamlarına gelen “imsak”, istılahi manada ikinci fecrin doğuşu ile birlikte kendini yemeden, içmeden ve cinsel münasebetten iftar vaktine kadar alıkoymak, kendini uzak tutmaktır. Bu aynı zamanda “savm”ın (oruç) manasıdır. “Oruç imsaktır” ifadesi yukarıdaki tanım ile birebir uyuşmaktadır. Bu tanım ‘orucun rüknü imsaktır’ görüşünü savunanların görüşüne de uygundur. Burada asıl olan “imsak”ın Allah rızasına binaen olmasıdır. Allah’ın rızası için olmayan “imsak” bedene sağlık açısından faydası olsa da manen sahibine bir katkısı yoktur.  

İmsak, bir irade işidir. Kişi hür iradesi ile kendini yeme, içme ve şehvani şeylerden alıkoyar. Canı yemek ister fakat Allah korkusundan dolayı yemez, canı su ister fakat Allah rızası için içmez. Şehveti kabarır fakat kendini Allah için muhafaza eder. Bu aynı zamanda takvadır. Bütün ibadetlerin ana gayesi takvaya erişmek olduğu gibi, oruç tutmanın da ana gayesi takvaya erişmektir. Allah (c.c.) ayeti kerimede “Ey iman edenler sizden öncekilere oruç farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki takvaya erişirsiniz” buyuruyor.

 Takvanın mertebeleri olduğu gibi orucun da üç mertebesi vardır: Birincisi, imsaktan akşama kadar yemekten, içmekten ve cinsel arzulardan sakınmak suretiyle tutulan oruçtur. İkincisi, kulak, göz, dil, el, ayak ve diğer organları günahlardan uzaklaştırmak suretiyle tutulan oruçtur. Üçüncüsü, gönlünde Allah'tan başkasına yer vermemek, kalbini Allah'tan başka şeylerle meşgul etmemek suretiyle tutulan oruçtur. Oruçta ulaşılan en yüksek derece budur.

Oruç, belirli bir süre basit bir aç kalma, susuz kalma, şehvani duygulardan uzak durma olayı değildir. Oruç, köklü bir irade terbiyesi, insanı kötü alışkanlıklardan temizleyen, çirkin davranışlardan uzaklaştıran ve iyi huylar kazandıran bir ahlâk eğitimidir. Bir nefis terbiyesidir. Oruçtan daha fazla nefsi terbiye eden bir ibadet yoktur. Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyuruyor:

"Her kim yalan söylemeyi ve yalanla iş görmeyi bırakmazsa Allah onun yemesini, içmesini bırakmasına değer vermez.”  Yine Hz. Peygamber (s.a.s.) buyuruyor ki:

"Nice oruç tutanlar var ki onlara tuttukları oruçlardan sadece açlık ve susuzluk kalır. Nice gece ibadet edenler vardır ki onlara da bundan kalan sadece uykusuzluktur.” 

 Abdullah bin Ömer (r.a.):

“Namaz kılmaktan zayıflayıp yay gibi, oruç tutmaktan eriyip çivi gibi olsanız da, haram ve şüphelilerden kaçmadıkça, Allah o ibâdetleri kabul etmez.”

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî bu konuda şöyle diyor:

“Oruç der ki: “Allâh’ım! Bu kişi helâl lokmayı bile Senin emrine uyarak yemedi. Susuzken su içmedi. Bu kişi nasıl olur da harâma el uzatır?!”

Bu sebeple yeme, içme ve şehvani duygulara karşı kendimizi tutmak ile birlikte tüm azalarımızı da her türlü haram şeye karşı tutmak asıl oruçtur. Mevlam cümlemizin orucunu kabul etsin inşAllah.