Kırk yıl düşünseydim bu köşede noktalama işaretlerini anlatacağım aklımın ucundan geçmezdi.

Hatta Rus yazar Anton Çehov'un "Ünlem İşareti" hikâyesini ilk okuduğumda "başka konu mu bulamamış" gibi ucuz bir yargılamada bulunmuş; ancak ikinci kez okuduğumda öyküyü küçük bir olayın insanın beynini nasıl kemirdiğinin mükemmel bir numunesi olarak görmüştüm. Elan da söz konusu hikâyenin psikologların tavsiye etmesi gereken hikâyeler arasına alınması gerektiğine inanıyorum. Malûm klasiklerin her okunduğunda yeni bir anlam taşıma, insana yeni bir pencere açma gibi özellikleri var.

Neyse…

Nereden geldik bu konuya?

Ha, noktalama işaretlerinden!...

Evet, siyasetçilerin işleri gereği noktalama işaretlerini kullanmak hatta yerli yerinde kullanmak gibi bir zorunlulukları var. Tıpkı sözcükleri yerli yerinde kullanma zorunlulukları gibi. Zira bir harf cinneti cennete çevirir.

Siyasetçi veya politikacının en çok kullanacağı işaretlerin başında virgül gelir. Politikacı, toplumu manipüle eder, iktidara gelmek için bir dizi vaat sunar, toplumsal arızaları birbiri ardınca sıralar, ardından bir dizi çözüm önerilerine başlar. Yani eş görevli sözcükleri kullanmak durumunda kalınca doğal olarak virgül siyasetçinin can simidi olur.

Sonra ünlem işaretini kullanır, bir olumsuzluk gördüğünde sesinin tonunu yükseltir, uyarır, tepki gösterir, bağırır çağırır...

Sonra soru işaretini kullanır... Bir filozof gibi olmasa da sorar, sorgular ya da bir savcı gibi soruşturur.

Bazen de denden işaretini kullanır, zira söyledikleri bir önceki günün tekrarıdır.

Bütün bu işaretlerin bir kullanım gerekçesi vardır.

Siyasetçinin kullanmaktan imtina edeceği işaret nokta işaretidir.

Nokta, söylediklerinin tükendiğinin göstergesidir. Bitmişliktir. Ringe havlu atmaktır. Kişinin söylediklerinin tükenmesi kişinin tükenmesi ile eşdeğerdir. İdeolojisinin çürümesi, fikirlerinin iflasıdır. Kurtuluş olarak sunduğu reçetesinin ölüm fermanı, ilaç olarak pazarladıklarının zehir olduğunun anlaşılmasıdır.

Sonra hem nokta kesinlik ifadesi için kullanılır... Bu kesinlik, ya kesin bir galibiyet ya da derin bir hezimet olur. Hezimetten sonra kullanılan nokta, kullanıcısının bir sivrisinek mesabesine düştüğünün, bundan sonra söyleyeceklerinin ki söyleyecek yüzü varsa, sivrisinek vızıltısını geçmeyeceğinin, sahibinin bir nokta kadar değerinin kalmadığının işareti olur. Afili sözlerle abartılan ve yüce gösterilen kişinin cüce olduğunun nişanesi, başkasının gazıyla şişirilen balonun patlaması; cilalanmış yüzlerin gerçeğiyle yüzleşmesi olur.

Hele siyasetçi; başkasının fikirlerinin borazanlığını yapıyorsa, sadece başkası olmakla kalmayıp yıllarca düşman bellediği, aylar öncesinde aynı karede bulunanların kitlesi tarafından şeytanlaştırıldığı ortadayken, düşman bellediği birinin fikirlerini parlak bir fikir gibi sunduktan sonra nokta işaretini kullanıyorsa adileşir, pespayeleşir. Sazının tınısı bir ihanet senfonisine dönüşür.

Siyasetçi, noktayı hezimetten sonra kullandığında Bahçeli bir ev düşü kuran tebaası Demir yığını gibi soğur ardından Taş kesilir.

Peki, yazar olarak benim nokta koymaya hakkım var mı?

Tabi ki hayır!

Çünkü söyleyeceklerim henüz bitmedi.