Murat Dalkılıç

İLAHİLİK VE DÜALİTE

12.05.2020 08:09:27 / Murat Dalkılıç

                                                        Bismillah…

        Hayatın bazı temel gerçekleri vardır. Bunları imha ve ihmal etmenin bireysel ve toplumsal; dünyevi ve uhrevi alanlarda ağır bedelleri vardır, diye yazmıştım.

        Bu temel gerçeklerden biri hayatı bütünsel olarak ele alıp yaşama geçirmektir.

        Bir dünya görüşü insanın tüm ihtiyaçlarını ve beklentilerini dikkate aldığı zaman bütüncül vasfını alabilir. İslam’ın dünya görüşünü diğer dünya görüşlerinden ayıran en önemli fark, işte bu özelliğe sahip olmasıdır.

        İslam dini, bu bütünselliği kendi bünyesinde barındırdığı “ilahilik” ve “düalite” yönlerine sahip oluşuyla gerçekleştirir.

        İlahiliğin kaynağı Cenab-ı Hakk’ın Kur’an-ı Kerim’de buyurduğu tevhit anlayışıdır. Göklerin, yerin ve ikisinde bulunan her şeyin yaratıcısı, rabbi, meliki ve ilahı olan Allah(cc);  tek birdir.

        Hayatta var olan her şey, kendisini Allah(cc)’ın varlığında bulur.

        Yaratan yarattığını en iyi bilendir. Bu nedenledir ki, insan hür iradesiyle Allah(cc)’ın hükmettiği yasalara tabi olursa, kendisi dışında evrende var olan diğer tüm varlıklarla bir bütünlük ve insicam oluşturup düzen ve huzuru sağlamış olur.

        İnsan, “tevhit” ile Allah’a, “güzel ahlak” ile insanlara bağlıdır. Güzel ahlakın en öncelikli iki ilkesi “iffet” ve “adalet”tir. Bana göre iffet, “haddini bilmek”; adalet ise, “her şeyi layık olduğu yere koymak ve herkesin hakkını teslim etmektir”.

        “Bir” olan Allah(cc), kâinattaki her şeyi çift olarak yaratmış ve hayatı çiftler üzerine bina etmiştir.

        “Yerin bitirdiklerinden, (insanların) kendilerinden ve henüz bilmedikleri nice şeylerden bütün çiftleri yaratan (Allah noksan sıfatlardan) münezzehtir.” (Yasin, 36)

        Bu çift yaratılış, bazen insan vücudunun uzuvlarında olduğu gibi (el, ayak, göz, kulak, böbrek, akciğer, beyin…) birbirine benzer ikilerden olsa da, çoğu kez birbirine zıt olan iki unsurdan gerçekleştirilmiştir.   

        Kur’an-sünnet, iman-amel, maddi-manevi, eğitim-öğretim, sevgi-saygı…

       Gece-gündüz, kadın-erkek, proton-elektron, artı-eksi…

        Hak-batıl, adalet-zulüm, helal-haram, sevap-günah, hidayet-dalalet…

        Ruh-beden, hayat-ölüm, dünya-ahiret, melek-şeytan, cennet-cehennem…

        Birbirine ister benzer olsun, isterse zıt olsun bu düalite(çift yönlülük) doğada ve hayatta; dengeyi, dinamizmi ve sürekliliği sağlayarak bir bütünsellik oluşturur. “İkilik”ten oluşturulmuş bu “bir”lik, varlıkların ve hayatın yegane yaratıcısının “tek” olduğuna delalet eder.

        1933 yılında Paul Dirac adlı bir bilim adamı, düalite dediğimiz bu gerçeği dile getirdiği meşhur “parite teorisi” ile Nobel ödülü almıştır.

        Bugün teknolojinin merkezine konumlandırılmış olan bilgisayar bu realiteden esinlenerek tanzim edilmiş “ikilik sistem” üzerinden işlem yapabilmektedir.

        Tek ele, tek ayağa, tek böbreğe… sahip olan bir vücut özürlü bir vücuttur.

        Gece ile gündüzün birleşimiyle bir “gün” oluşur. Gecesini ihya etmeyen gündüzünü ıslah edemez.

        “Ölüm” vakasının mahiyetini ve yüklü olduğu mesajı kavrayan kimse “hayat”ı gerçek misyonuyla yaşayabilir.

        Allah(cc)’a iman edip hükümlerine savaş açmak “şeytan”ın; zahirde amel edip kalpte imanı olmayan “münafığın” vasfıdır. Mü’min; iman ile ameli bir bütün olarak birbiriyle yoğurup cem eden kimsedir.

        Elektrikteki artı ve eksi kutuplar kullanılarak ampulden ışık oluşumu sağlanmakta ve ayrıca mıknatıslarda aynı kutuplar birbirini itmekte, zıt kutuplar ise birbirini çekmektedir.

       Bir erkek ile bir kadından, toplumun yapıtaşı konumunda olan bir “aile” oluşur. Aile insanın dünyadaki cennetidir. Aksi durum, yani iki erkek veya iki kadının bu çerçevede birlikteliği Sünnetullah’a aykırı ve sapkınlığın pik yaptığı cehennemi bir vaziyettir.  

       Zulmün acısını bedeninde veya yüreğinde gerçek manada hisseden kimse “adalet”i tesis etmede bütün gücüyle ve imkânlarıyla seferber olabilir. 

       Halkının kahir ekseriyeti Müslüman olan ülkemizde bugün yürürlükte olan yasalara ve imzalanan sözleşmelere göre zina suç olmanın ötesinde doğal bir hak olarak görülmekte; sadece kadının beyanı esas alınarak ve karşı tarafa savunma hakkı verilmeden kocaya evden uzaklaştırma, hapse atılma gibi cezai müeyyideler uygulanabilmekte; boşanma vakalarında kimin kusurlu olduğuna bakılmaksızın kocaya süresiz nafaka ödeme cezası verilebilmekte; cinsiyet eşitliği adı altında kadını erkekleştirme, erkeği kadınlaştırma çalışmaları yapılarak LGBTİ gibi illetli sapkınlar meşru gösterilebilmekte ve 18 yaşından küçük ergen kızlarla usulüne göre ve iki tarafın rızası doğrultusunda evlilik gerçekleştiren “masum babalar” çocuk tecavüzcüsü olarak 10 yıldan fazla hapis cezası alabilmekte...

       Evet, Allah(cc)’ın emri peygamber(sav)’in kavliyle evlenen 8 binden fazla genç baba, küresel şer güçlerin ve onların yerli destekçileri olan Kemalist ve Apoist feministlerin yüce(!) ve hikmetli(!) talepleri doğrultusunda hazırlanan ve birkaç cümleden oluşan kanun maddesiyle “çocuk tacizcisi” olarak yaftalanıp cezaevine atılmaları; ve bir o kadar anne ve 16 binden fazla çocuğun mağdur edilmesi hangi mü’min insanın yüreğini acıtmaz ki…

        Allah(cc) mekanını cennet eylesin, merhum Ömer Döngeloğlu hocamızın dediği gibi, “Müslüman insanlar aileyi yıkan yasalar çıkartıyorlar.”

         Ey Müslüman beyler ve bayanlar! Fe eyne tezhebun? Bilmez misiniz ahiretin nuru da narı da bu dünyadan götürülür. Az bir paha için değer mi?..

        Allah(cc)’a emanet olunuz.                                                                  Murat DALKILIÇ

       

     

 

Diğer Yazıları

Tüm Yazıları

Diğer Yazarlar

Tüm Yazarlar