Allah`ın adıyla…
Meydana gelen her gelişmeyi müstakbel bir tehdit ve tehlike olarak görmek gibi bir hastalık var. Bu tür hastalar hayatlarında bir türlü rahat edemezler. Sürekli bir endişe, ardışık riskler, sonu zararla biten senaryolar hayal dünyalarını şekillendirir. Hayallerinde oluşturdukları bu ihtimalleri, birazdan vuku bulacak bir doğal afet gibi algılar ve korkuya kapılırlar. Bu tür belirtiler gösteren hastaların çeşitleri vardır.
Birinci kesim; herhangi bir ideolojisi olmadan, her olayı komplo teorileriyle açıklamaya çalışan kişiler veya bu tür insanlarla beraber yaşayarak hastalığı zamanla onlardan kapanlardır. Bu tür düşünceler birbirinden beslenerek zamanla tehlikeli boyutlara ulaşır. Dağıtılan tasarruf ampullerinde gizli kamera olduğunu savunmak; domuz gribi aşısıyla bir ırkın kısırlaştırılmaya çalışıldığını iddia etmek; bunlara örnektir
İkinci kesim; geçmişlerinde başkalarına yaşattıkları dehşet travmalar sebebiyle kişilikleri bunun üzerine şekillenmiş olanlardır. Yetki ellerindeyken bu yetkinin verdiği güçle diğer insanlara dünyayı dar edenler, onlara yaşam hakkı vermeyenler; yetki başkalarının ellerine geçmeye yüz tuttuğunda başlarına aynı şeylerin gelebileceği korkusunu iliklerine kadar hissederler. Altına aldığı –bir ihtimal kendisinden güçlü- rakibinin elinden kurtulup hakkından gelmesi endişesi içinde var gücüyle üstüne abanan korkak bir kavgacı psikolojisindedirler. Günümüz Türkiye`sinin laiklerini bu kesime örnek gösterebiliriz. Güç ellerindeyken dindar insanlara linç politikası uygulayan, onlara ikinci sınıf insan muamelesi yapan bu kesim; şu anda dehşet bir korku içerisindedir. Devletin bazı kurumlarında yetkinin ellerinden kaydığını gördükçe korkuları artmakta zamanında çektirdikleri zorluklar gözlerinin önünde canlanmakta ve uykuları kaçmaktadır.
Şimdi çoğu; 'memleketin her tarafı bil fiil işgal edilmiş olsa bile damarlarındaki asil kanın verdiği kudretle, onları ilelebet muhafaza ve mudafaa edecek' bir gençlik beklentisindedir. Malum yıllardır özene bezene yetiştirdikleri gençlik artık görevini yerine getirmelidir. 'Ne yani Türkiye Malezya gibi mi olsun? Hele İran? Allah Korusun!'
Üçüncü kesim; yılların vermiş olduğu tecrübeyle her defasında zülüm ve baskılara maruz kalanlardır. Bu kesim, her fırsatta bir bahane bularak kendilerini evire çevire döven 'devlet baba'dan iyi bir icraat gelmeyeceğine kesin kanaat getirmişlerdir. Dindarlar olarak tarif edebileceğimiz bu kesime göre; eğer devlet bir değişiklik yapıyorsa bu mutlaka İslam`ın yükselişini durdurmaya yöneliktir. Zaten Amerika olmadan hiçbir iş başarılamaz. Birisi bir şeyler başarmışsa bunu Amerika`ya olan bağlılığı sebebiyle yapabilmiştir. Temel argümanları: 'Bir gülle bahar gelmez, sen samimisin ama baştakiler hain, her yeri ele geçirmişler, otur oturduğun yerde' gibi sözlerdir. Hülasası: Ahirzaman`dır, gittikçe daha kötü olacak. Uğraşmak boşunadır.
Her üç kesimin de korkularına çareler vardır. Ancak birinci kesimin bu yazıyı okuma ihtimalinin zayıflığından; ikinci kesimin de bunu dikkate almayacağını bildiğimizden onlara yönelik bir tavsiye yapmaya da gerek görmüyoruz.
Gelelim üçüncü kesime: Dindar insanlar öncelikle her yerde bilinçli bir şekilde oluşturulan, 'her yetki sahibi mason, herkes Amerika ajanı' psikolojisinden kurtulmalıdır.
Evet, onların birçok planları projeleri vardır ancak Kainat`ın yegane ilahı Allah`tır. O dilemedikçe hiç kimse bir şey yapamaz. Koca evren içinde bir toz tanesi gibi olan dünyada isteyen istediği hesabı yapsın takdir O`nundur. Dünyanın tamamı kargaşa ve savaş içerisinde olsa bile O`nun tıkır tıkır işleyen bir takdiri vardır. Önemli olan bizim bu planın neresinde olduğumuzdur. Acaba planın hayırlı yönünde ilerleyen bir parça mıyız? Yoksa kenarda durmaya çalışarak sürekli yorum mu yapıyoruz?
Doğrusu; dünya var oldukça deniz gibi dalgalanmaya devam edecektir. Dalgadan kaçan da dalgayı yok sayan da boğulmaya mahkûmdur. Bizim üzerimize düşen, gelen her dalgadan ürkmek değil, onu fırsat bilip üzerinde yükselmektir.
Hasbunallah ve ni`mel vekil