Bir devletin pasaportunu taşımak sadece bir ayrıcalık değildir; o pasaportun temsil ettiği ülkeye sadakat borcudur. Eğer bir kişi başka bir ordunun saflarında, kendi devletinin müttefiklerine kurşun sıkabiliyorsa, o artık iki pasaportlu bir vatandaş değil; iki yüzlü bir sadakatin sahibidir.

Devletlerin en temel ilkelerinden biri, vatandaşlarının sadakatinin bölünmemesidir. Vatandaşlık sadece bir pasaport taşımak değil; gerektiğinde o devletin çıkarlarını savunmak, ona karşı sorumluluk üstlenmek ve onun güvenliğiyle çelişen pozisyonlara düşmemektir. Son günlerde Rusya’da tartışılan bir konu bu gerçeği yeniden gündeme taşıdı: Rusya, israil ile çifte vatandaşlığı bulunan bazı kişilerin vatandaşlık statüsünü gözden geçirmeyi tartışıyor.

Bu tartışmanın arka planı sadece hukuki değil, aynı zamanda jeopolitiktir. Çünkü Rusya ile İran son yıllarda birçok alanda açık bir stratejik yakınlık kurmuş durumdadır. Suriye’den enerji politikalarına kadar geniş bir alanda iki ülke fiilen müttefik gibi hareket etmektedir. Böyle bir ortamda şu soru ortaya çıkmaktadır: Rusya vatandaşı olup aynı zamanda israil ordusunda görev yapan ya da israil devletinin politikalarına fiilen hizmet eden kişiler, Rusya’nın müttefiklerine karşı savaşırken hangi sadakat çizgisinde durmaktadır?

Bu sorunun cevabı Moskova açısından basit değildir. Bir tarafta bireysel haklar ve çifte vatandaşlık uygulamaları, diğer tarafta devlet güvenliği ve stratejik çıkarlar vardır. Ancak Rusya’da yükselen görüş şudur: Bir Rus vatandaşı, Rusya’nın müttefiklerini öldüren bir ordunun içinde yer alamaz. Böyle bir durum sadece ahlaki bir çelişki değil, aynı zamanda siyasi bir güvenlik meselesidir.

Tartışmanın önemli yönlerinden biri de çifte vatandaşlığın sınırlarının yeniden konuşulmasıdır. Küreselleşme çağında birçok insan birden fazla pasaport taşımaktadır. Fakat bu durum, özellikle savaş ve çatışma dönemlerinde karmaşık sorular doğurur. Bir insan aynı anda iki devlete sadakat gösterebilir mi? Ya da iki devletin çıkarları çatıştığında hangi tarafı seçecektir?

Rusya’da gündeme gelen bu mesele aslında sadece Rusya’yı ilgilendiren bir tartışma değildir. Benzer sorular birçok ülke için geçerlidir. Örneğin Türkiye’de de zaman zaman çifte vatandaşlık meselesi güvenlik ve dış politika perspektifinden tartışılmaktadır. Özellikle işgalci israil ile bağları bulunan bazı vatandaşların, israil’in askeri veya siyasi faaliyetleri içinde yer alması konusu kamuoyunda zaman zaman gündeme gelmektedir.

Bu noktada tartışmanın sağlıklı yapılabilmesi için etnik köken ile siyasi sadakatin birbirinden ayrılması gerekir. Bir kişinin Yahudi kökenli olması değil, bir devletin çıkarlarına fiilen hizmet edip etmediği önemlidir. Modern devletler için belirleyici olan unsur etnik kimlik değil, siyasi bağlılıktır.

Ancak şu gerçek de göz ardı edilemez: Eğer bir kişi başka bir devletin ordusunda görev alıyor, başka bir devletin savaşlarına katılıyor ve o savaşlar kendi vatandaşlığını taşıdığı ülkenin müttefiklerini hedef alıyorsa, bu durum ciddi bir hukuk ve sadakat tartışmasını kaçınılmaz hale getirir.

Rusya’da başlayan bu tartışma, muhtemelen önümüzdeki yıllarda başka ülkelerde de gündeme gelecektir ve gelmelidir. Çünkü uluslararası siyasetin sertleştiği bir çağda devletler vatandaşlık kavramını yeniden tanımlamaya başlamaktadır. Pasaport taşımak artık sadece bir hak değil; aynı zamanda ağır bir sorumluluğun da ifadesidir. Türkiye de bu konuyu acilen gündeme getirmelidir.

Gazze’ye, İran’a selam, direnişe devam!