Türkiye’de dindar nesilleri kamusal alandan silmeye çalışan 28 Şubat zihniyetinin sivil ve sokak versiyonu, son günlerde ardı ardına yaşanan skandallarla yeniden sahneye çıktı. İstanbul’da metroda yaşanan bir tartışmanın ardından sosyal medyadan başörtülü kadınlar için "imha edilsinler" diyerek faşizan nefret kusan bir şahsın tutuklanması, Mersin’de bir sitenin havuzuna tesettürlü kadının alınmaması ve Zonguldak’ta hafızlık töreninin protesto edilmesi, malum azınlığın kronik hazımsızlığını bir kez daha ifşa etti.

‘KAPALILAR İMHA EDİLSİN’ FAŞİZMİ

Olay 21 Haziran 2026 Pazar günü, milyonlarca öğrencinin geleceği için ter döktüğü YKS bünyesindeki Alan Yeterlilik Testleri (AYT) sınavı sabahında meydana geldi. İfade tutanaklarına göre, özel güvenlik görevlisi olarak çalışan 48 yaşındaki Hatice Öncel, kızını sınava yetiştirmek üzere Üsküdar’daki Bulgurlu metro durağında bulunuyordu. İnmek üzere kapıya yönelen Öncel ve kızı ile o sırada metroya binmek isteyen başörtülü bir kadın arasında basit bir yol verme tartışması çıktı.

Bu sıradan gerginliği ideolojik bir nefrete dönüştüren Hatice Öncel, olayın ardından sosyal medya hesabı üzerinden kan donduran faşizan paylaşımlarda bulundu. Müslüman kadınları açıkça hedef gösteren Öncel, şu skandal ifadeleri kullandı:

"Bir tane kapalı bir kadın bildiğin cahillik akıyor her yerinden yobaz... Bildiğim tek bir şey var bütün kapalılar mümkünse kapatılsın. Kapatılsın derken imha şekilde kapatılsın. Kapalı anlamında kapatılmasın... Kapalılar imha edilsin."

Toplumun geniş bir kesimini inancı sebebiyle açıkça "katledilme ve imha edilme" tehdidiyle karşı karşıya bırakan bu skandal paylaşım üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı derhal resen soruşturma başlattı. Emniyet güçlerince yakalanarak gözaltına alınan Hatice Öncel, sevk edildiği mahkemece Türk Ceza Kanunu’nun ilgili hükümleri kapsamında "Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik veya Aşağılama" suçundan tutuklanarak cezaevine gönderildi.

MERSİN’DE TESETTÜRLÜYE HAVUZ YASAĞI, ZONGULDAK’TA HAFIZLIK TÖRENİNE PROTESTO

İnançlı insanlara yönelik organize hazımsızlık sadece İstanbul’daki metro skandalıyla sınırlı kalmadı. Mersin’de yaşanan bir başka olayda, tesettürlü bir kadının sitenin ortak kullanım alanındaki havuza girişinin engellenmesi, kamusal alanda dindarlara karşı sivil bir apartheid (ayrımcılık) rejimi uygulama çabasını gözler önüne serdi.

Aynı günlerde bir başka provokasyon ise Zonguldak’ta sahnelendi. Zonguldak Müftülüğü tarafından tamamen düzenlenen hafızlık icazet programı, kendilerini "laikliğin muhafızı" ilan eden marjinal bir grup tarafından protesto edildi. Çoğunluğu 70 yaş üstü kişilerden oluşan, bu toprakların köklü inanç mirasına yabancılaşmış güruh, sokaklarda yürüyüş yaparak Mustafa Kemal büstü önünde dini değerleri hedef alan sloganlar attı.

Vatandaşlar yaşanan bu zincirleme provokasyonlara büyük tepki gösterdi. 28 Şubat döneminde devlet gücünü arkasına alarak başörtülü kızları üniversite kapılarında sürükleyen, ikna odalarında ağlatan, memurları ihraç eden jakoben zihniyetin, bugün sivil ve sokak versiyonuyla hortlayarak sokakları dindarlara dar etmeye çalıştığı vurgulandı.

SÖZCÜ TV EKRANLARI BU KESİMLERİN SÖZCÜSÜ

Medyadaki ideolojik aparat çevreler de sokaktaki bu nefret dalgasına ekranlardan lojistik destek sağlamaktan geri durmadı. Sözcü TV sunucuları, Batman’da Peygamber Sevdalıları Vakfı tarafından kız çocukları için düzenlenen "Niyet Ettim Örtünmeye, Emrin Başım Üstüne" programına ait görüntüleri ekrana taşıyarak hedef aldı.

Ekranda adeta birer din alimiymiş gibi fıkhi yorumlar yapmaya kalkan sunucular, Müslüman halkın evlatlarının inanç bilincini hedef alarak şu iddialarda bulundu:

"Anadolu Müslümanlığında böyle bir şey yok. Türkiye'de böyle bir Müslümanlık yok. Bu Afganistan özentisi. Kur'an-ı Kerim'de de böyle bir şey yok."

Halkın tamamen kendi iradesi ve inancıyla katıldığı sivil bir etkinliği farklı bir şekilde yansıtan, ayetlerin açık hükümlerine rağmen "Kur'an'da böyle bir şey yok" diyerek cehalet sergileyen ekran silahşorlarının bu tavrı, dindarları sivil alandan da sürme planının bir parçası olarak nitelendirildi.

KABUL EDECEKSİNİZ, GARDROP ÇAĞDAŞLIĞI ÇÖKÜYOR

Milletin değerleriyle, inancıyla ve kökleriyle kronik olarak kavgalı olan bu azınlık güruhun, yıllarca dindar nesilleri bilimden, sanattan ve kamusal alandan dışlamak için her yolu denediği biliniyor. Ancak bugün gelinen noktada, geçmişte hor görülen dindar nesillerin artık her alanda görünür olması, dünyada çığır açması, söz konusu batıcı çevrelerin hazımsızlığını açık bir nefrete dönüştürmüş durumda. Teknolojik devrimin batıcı vals salonlarından değil, inançlı laboratuvarlardan çıkması, bu kesimlerin yıllardır savunduğu ideolojik tezleri tamamen çökertti.

Gelişmişliği ve çağdaşlığı bilimsel üretim yerine kılık-kıyafet dayatmasında, seküler yaşam tarzı diktesinde arayan bu yapı, yüz yıldır uluslararası alanda tek bir küresel başarı ortaya koyamadı. Kendi Marjinal yaşam tarzlarını ve kültürel etkinliklerini özgürlük adı altında kutsarken, Müslüman halkın inanç özgürlüğüne "imha" yaftası vuracak kadar gözü dönen bu faşizan sivil dalganın, toplumsal tabanda marjinalleştikçe hırçınlaştığı gözleniyor.

BU SİVİL 28 ŞUBATÇILARA DUR DEMENİN YOLU YASAL DÜZENLEME

Toplumun inanç değerlerini hedef alan faşizan saldırıların, "imha" çığırtkanlıklarının ve sivil alandaki yasakçı zihniyetin sokaklarda hortladığı bir dönemde, HÜDA PAR’ın manevi değerleri yasal güvence altına alacak kanun teklifi yeniden gündeme geldi.

Müslüman halkın kutsallarına, giyim kuşamına ve ibadetlerine yönelik organizeleşen sivil faşizme karşı sunulan bu teklif, hukuk sistemindeki büyük bir boşluğu kapatmayı hedefliyor.

Kanun teklifinin genel gerekçesinde, din ve vicdan özgürlüğünün Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alındığı hatırlatıldı. Dini değerlere yönelik gerçekleştirilen sistemli hakaret ve saldırıların sadece bireysel hak ihlali olarak görülemeyeceği, bu hain adımların doğrudan toplumsal barışı ve bir arada yaşama iradesini hedef aldığı vurgusu yapıldı.

Özellikle sosyal medya ve seküler azınlığın sokağa taşan nefret söylemleri karşısında, toplumsal dokunun korunmasının kaçınılmaz bir zorunluluk haline geldiği belirtildi.

Dini değerlere hakaret suçları için yürürlükte olan mevcut cezaların komik düzeyde kaldığı ve suçluları cesaretlendirdiği belirtilen kanun teklifinin gerekçesinde şu ifadelere yer verildi:

“Dini ve manevi değerlerimizin bilinçli bir şekilde hedef alınarak aşağılanmaya ve aşındırılmaya çalışılması, kişilerin inançları nedeniyle rencide edilmesi yönündeki fiillerin artış göstermesi hem temel hakları korumasız bırakmakta hem de toplumsal dokumuza ve kamu düzenine zarar vermektedir. Bu nedenle cezaların caydırıcı olması gözetilmiştir.”

Hazırlanan teklifle, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'na eklenecek "216/A" maddesi ile “Dini değerlere hakaret” suçu müstakil bir başlık altında kategorize ediliyor.

Yapılan düzenlemeyle ilgili olarak, "Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerlerin alenen tezyif ve tahkir edilmesi, bu değerlere sövülmesi suç olarak düzenlenmektedir. Bu suç için caydırıcı cezalar öngörülerek kanunun diğer maddelerinde bu kapsama girecek düzenlemeler tek madde altında toplanarak uyum sağlanmıştır" denildi. Böylece inançlara yönelik saldırılar, esnek ve hafif cezalarla geçiştirilemeyecek net bir suç tanımına kavuşmuş olacak.

Kanun teklifi sadece canlı hedef alan nefret söylemleriyle sınırlı kalmıyor; mevcut "kişinin hatırasına hakaret" suçunun kapsamının da genişletilmesini ve bu suçlara yönelik cezaların ciddi oranda artırılmasını amaçlıyor.

Kanun teklifinin gerekçesinde, dini inanç ve değerlere yönelik her türlü saldırı, hakaret ve aşağılamanın önlenmesiyle, Türkiye'deki temel hak ve özgürlüklerin tahkim edilerek daha da güçlendirileceği aktarıldı.

Muhabir: ENSARİ ŞANA