• DOLAR 8.821
  • EURO 10.33
  • ALTIN 496.395
  • ...

   İnsanın varlık dünyası içindeki konumu ve sahip olduğu yetenek ve imkanlar farklı ve ayrıcalıklıdır. Hayatın sürdüğü şu âlemde her şeyin insanın emrinde ve ona hizmet için yaratıldığını görüyoruz. Peki ya insan? Bunca şeyler insan için, onun saadet ve huzuru için yaratıldıysa, insan boşuna yaratılmış olabilir mi? O halde “insan niçin yaratılmıştır, varlık sebebi nedir?” sorusunun makul bir cevabının olması gerekir. Ve insanlık cevherini kaybetmemiş her kişinin bu konuyu her şeyden önemli görmesi, buna yoğunlaşması gerekir.

   Bu önemli temel sorunun cevapsız bırakılması, önemsiz görülmesi, akletme yeteneğine sahip insanoğlu için büyük bir vebaldir. İnsan nefsi her ne kadar “bu tür şeyleri sorup da aklımı karıştırmasam, hazır keyfimi bozmasam” dese de varlığın sebebi düşüncesinden kendini kurtaramaz. Acıkma ve susama gibi biyolojik ihtiyaçlar unutulamadığı gibi, varlığın nereden ve niçin oluştuğu, amacının ne olduğu, sonunun nereye varacağı gibi konuların da unutulması mümkün değildir.  

   Çoğu insanlar, içinde yaşadıkları toplum ve o toplumdaki egemen kültürün etkisiyle farklı hedef ve amaçların peşinde koşar, bu tür konulara değinmeden hayatlarını tüketmeyi amaçlarlar. Bunlar, egemen kültürün etkisiyle hayatlarını hiç sorgulama yönünde bir çaba harcamazlar. Bunların hayatları sadece yeme, içme, uyuma ve eğlenme ekseninde seyreder. “Ben niçin varım, kimdir beni var eden?  gibi soruları gündemlerine almaktan korkup kaçarlar ya da bunu hep ertelerler. Bu tavırlarıyla onlar,  güneşi görmemek, ışığıyla karşılaşmamak için gözünü kapayan, gündüzün ortasında gece olduğunu sanan özürlü insanlar gibidirler. Ve her kesin maddi isteklerini karşılamak için yarıştığı, birbiriyle boğuştuğu ve birbirinin kanını döktüğü bir dünyada bu tür sorulara cevap aramak, bu sahaya vakit ayırmak onlar için pek anlamlı değildir. Böyleleri ya bu tür soru ve sorgulamalardan kaçarlar veya olumsuz bir cevap vererek konuyu kapatma yolunu seçerler.

   Varlığın varoluş sebebini arayıp bulmak yerine “yok böyle bir şey” deyip geçmek sorunu çözer mi? Veya bu konu beni ilgilendirmez, zira ben filozof değilim” demek bir çare midir? Belki insan “boş ver” deyip sorunu gündeminden çıkardığını zanneder, ama bu olumsuz cevabın kendi karşısına ne tür daha çetin sorular ve sorunlar çıkaracağının farkında olmaz.

   Evet  “insanın bir yaratılış amacı yoktur” demek çok büyük bir yük yükler insanın sırtına. Öncelikle yaratılışın bir amacı yoktur demek çok büyük bir iddiadır. Bunu söyleyebilmek için yaratılmış âlemin hepsini tanımak da yetmez; onları bizzat yaratmış ya da yaratmaları konusunda kısmi bir müdahale sahibi olmak gerekir.

   Öyle ya, bir insan onca acziyetiyle, sınırlı kapasitesiyle beraber böyle bir iddiada bulunursa ona ne demek lazım? Ya da böyle bir iddia sahibine “sen yaratılış anına tanıklık mı ettin ki bunun bir amacının olup olmadığı konusunda hüküm veriyorsun?” diye sormak gerekir. Haliyle o, böyle bir sorudan kaçmak için yaratılışı da inkar edecektir. İşi, kör ve sağır bir tabiat gücüne veya tesadüfe havale etmekten başka bir kaçış yolu bulamayacaktır. Yüce Kur’an böylesi bir halet-i ruhiye içinde olanlara şöyle der: “Acaba onlar bir yaratıcı bulunmadan mı yaratıldılar, yoksa yaratıcı kendileri midir? Yoksa gökleri ve yeri onlar mı yaratmış? Hayır hayır! Onlar bir türlü idrak edip inanmıyorlar.

Yoksa rabbinin hazineleri onların yanında mıdır? Yoksa her şeye egemen olan onlar mı?” (Tur,35-37)

   Evet, insan yaşadığı şu âlem ve onun bir parçası olan kendisinin varlık sebebini araştırmıyor, bu konuyla ilgilenmiyorsa kendini kaybetmiş demektir. İşte İslam ve Kur’an, nefsine uyarak dünyanın teferruatı içinde kaybolanlara yol göstersin diye gönderilmiştir.

“Elif-lâm-râ. Bu, rablerinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa, güçlü ve övgüye lâyık olan Allah’ın yoluna çıkarman için sana indirdiğimiz kitaptır.” (İbrahim suresi,1)