• DOLAR 8.725
  • EURO 10.409
  • ALTIN 500.67
  • ...

   “Ne bir savcı kalırdı, ne bir yargıç, ne yasa,

     Şu insanoğlu önce kendini yargılasa…

  Sanık sandalyesine birilerini oturtup hüküm vermek, hakim olmak, yargılamak ne kadar da kolay bu yüzyılda.

  İslam’ı yaşamıyor diye, örtülü değil diye veyahut dış görünüşü bize benzese dahi bizim gibi düşünmüyor diye dışlamak ne kolay…    

  Oysa biz, şahitlerdik. Rabbimiz bizden ‘şahit’ olmamızı istemişti ‘yargıç’ değil. İlla ki yargılayacaksak kendimizi hesaba çekmeliydik. Sanık sandalyesine nefsimizi oturtup ‘bu gün Allah için ne yaptın?’ sorusunu sormalıydık. Öyle ya; kendisi sanık sandalyesindeyken başkasını nasıl yargılayabilir ki insan? 

  Bir sohbet dinlerken hocanın anlattıkları üzerinden falan kişi tam da bunu yapıyor diye başkalarının kusurlarına odaklanmak yerine ‘ben bunu yapıyor muyum?’ diyerek kendi kusurlarımıza bakmalıydık. Şayet böyle yapmış olsaydık; kendi kusurlarımızı görmekten başkaları ile uğraşmaya zaman bulamazdık.

    Kusurlu gördüğümüz kişileri de yargılamadan, tenkit etmeden, kendimizi bir an onların yerine koyarak düşünmeli, kısaca ‘empati’ yapmalıydık.

   Empati yapmanın önemini şu kısa öykü üzerinden anlamaya çalışalım:

  "Okuldayken sınıf arkadaşlarımdan birisiyle ciddi bir tartışmaya girdim. Onun haksız olduğundan, kendiminse haklı olduğundan emindim. Öğretmenimiz bize çok iyi bir ders vermeye karar verdi. Bizi bütün sınıfın önüne çıkardı ve onu masanın bir tarafına, beni de diğer tarafına yerleştirdi. Masanın tam ortasında yuvarlak, siyah renkli bir nesne vardı. O çocuğa nesnenin rengini sordu. Çocuk ‘beyaz’ diye yanıtladı. Söylediğine inanamadım çünkü nesne siyahtı. Yeniden tartışmaya başladık; bu kez de nesnenin rengi hakkında. Öğretmen bu kez beni çocuğun yerine, onu da benim yerime geçirdi. Ve bu kez bana nesnenin rengini sordu. ‘Beyaz’ yanıtını vermek zorundaydım çünkü belli ki nesnenin bir tarafı beyaz, diğer tarafı ise siyahtı. Öğretmenimiz o gün bana çok güzel bir ders verdi. Karşımdaki kişinin bakış açısını anlamam için, kendimi onun yerine koymam gerekiyordu."

  Judie Paxton’un yazdığı bu öykü empati yapmanın karşı tarafı anlamaya yaradığını çok güzel bir şekilde izah ediyor.

     Sana yapılmasını istemediğin şeyi başkasına yapma!” hadisiyle empatinin ölçüsünü bildiren Allah Rasulü (s.a.v.)in ufkundan ne kadar da uzak olduğumuz aşikar.

    Tüm davranışlarımızı bu hadisin çizdiği çerçevede düzenlediğimizde insanlarla ilişkilerimizin nasıl bir değişime uğrayacağını hayretle göreceğiz. O’nun sünnetini günlük davranışların yanı sıra insan ilişkilerimizde de yaşatmaya başladığımızda toplumsal dönüşüme de şahit olacağız inşallah…

  Selam ve dua ile…

Diğer Köşe Yazarları