• DOLAR 6.861
  • EURO 7.752
  • ALTIN 392.135
  • ...

ABD’de, George Floyd adlı siyahî birinin polis tarafından gözaltına alınma işlemi sırasında boğularak acımasızca katledilmesinin yankıları sürüyor.

Bu olay ABD’nin haydutluğunu, siyahîlere yönelik sistematik bir hale gelen orantısız şiddetini ve buna bağlı ırkçılık tartışmalarını yeniden gündeme getirdi.

George Floyd’un öldürülmesi, ABD’de yaşanan ilk polis şiddeti değil. Geçmişi katliam ve soykırımlarla dolu olan küresel haydut Amerika’da polislerin savunmasız insanlara yönelik şiddet olayları çok fazla.

Özellikle de siyahîlere yönelik olayların sayısı o kadar çok ki, bu yazımız gibi kısa bir köşe yazısında hepsini paylaşmak mümkün değil.

Okuyucularımız bir arama motorunda “ABD polisinin şiddet karnesi” ya da “ABD’de siyahîlere yönelik polis şiddeti” diye arama yaparlarsa, karşılarına onlarca hatta yüzlerce olay çıkar.

Aslında yaşanan son ölümlü olay, ABD’nin gerçek yüzünü, insana ne derece değer ve kıymet verdiğini gözler önüne sermiştir.

İnsanî duygularını yitirmemiş hiçbir insan, beş dakika boyunca bir insanın başka bir insanın boynuna bastırmasını ve neticesinde onu nefessiz bırakarak öldürmesini tasvip etmez.

George Floyd’u tanımıyoruz, gerçekten suçlu muydu değil miydi bilemiyoruz, ancak mesele suçlu olup olmaması meselesi değildir.

Varsayalım adam suçludur, yapmanız gereken; ellerini arkadan kelepçeyle bağladıktan sonra onun boğazını dizinizle bastırıp öldürmeniz değildir herhalde.

Yapmanız gereken; onu yasalar çerçevesinde gözaltına almanız ve mahkeme heyetinin adilce onun hakkında karar vermesini beklemenizdir.

Ancak Amerika gibi bir ülkede bu mümkün değildir. Ne acı ki Amerika’da yargısız bir şekilde polis tarafından öldürülen ve şiddete maruz kalan insanların sayısı çok fazladır.

ABD’de sayısız insan hakları ihlali oluyor, kimi zaman insanlar en temel hak ve hürriyetlerinden mahrum bırakılıyor, siyahîler göz göre göre nefessiz bırakılarak öldürülüyor ve ikinci sınıf insan muamelesi görüyor…

Ama yine de ABD, özgürlükler ülkesi öyle mi? Tüm bu barbarlıklara rağmen yine de ABD, insan hakları konusunda, ifade özgürlüğü konusunda dünya lideri öyle mi?

Hayır, ABD asla özgürlükler ülkesi olmamıştır. ABD hiçbir zaman insana değer veren, insan hakları konusunda adil davranan ve dünyaya kendini medeni ve adil göstererek çıkardığı yasa ve kanunlara riayet eden bir ülke olmamıştır.

ABD’nin durumu tıpkı Mekkeli müşriklerin helvadan yaptıkları putları acıktıklarında yemeleri gibidir. ABD insan hakları ve orantısız şiddet konusunda yasa çıkarır, ancak hesabına gelmediğinde bu yasaların hiçbirini uygulamaz.

Tüm bu hakikatler ortadayken, ABD’nin hak ihlali konusunda, şiddet konusunda, temel insani özgürlükler konusunda dünyaya söyleyeceği hiçbir sözü olamaz.

Dünyaya söz söyleme konumunda olanlar, aziz İslam’ı referans alarak ve bir bütün olarak Kur’an ve sünnet ışığında hayatı sürdüren yöneticilerdir.

Dünyaya ancak İslam ile gerçek adalet gelir. İslam’ın ilahi adaleti yeryüzünde hâkim olduğunda mazlumlar haklarına kavuşur, zulüm ve kapitalist sömürü sistemi sona erer.

Mekke şehir devletinin kodamanları da ilahi mesajın yayılmasını ve Hz. Resulullah’ın getirmiş olduğu İslam’ın adalet anlayışının hâkim olmasını istemiyorlardı.

Niçin peki? Biliyorlardı ki İslam hâkim olursa, saltanatları sona erecek, zulüm sistemleri yerle yeksan olacaktır. Biliyorlardı ki İslam’ın adalet anlayışı tesis edildiğinde siyahî Bilal ile, fakir Ammar ile eşit duruma geleceklerdi. O yüzden istemiyorlardı İslam hâkim olsun gönüllerde.

Bugün de durum aynıdır. İslam’ın adalet anlayışının yeryüzünde hâkim olmasını istemiyor Amerika. Eğer Amerika’da gerçek adalet tesis edilmiş ve uygulanmış olsaydı, yıllardan bu yana sistematik hale gelen polis zulmü ve şiddeti devam eder miydi?

Yazıyı nihayete erdirirken temennimiz, tüm insanlık ailesinin huzur, selamet ve adilce yaşaması için aziz İslam’ın adaletinin yeryüzünde hâkim olmasıdır.