• DOLAR 5,7854
  • EURO 6,5912
  • ALTIN 261,981
  • ...

Bazı kitaplar vardır ki insanda tekrar okunma hissi uyandırır, tıpkı bazı filmlerin tekrar izlenme hissi uyandırması gibi. Ayda bir, kitaplığımı şöyle bir temizleyip düzenlerken geçmişte okuduğum kitaplardan birini elime alır, bir kez daha okurum. İnanın, bu sonraki okumalarda, bazen ilk okumalardan daha fazla haz alırım.

Bu bağlamda geçen hafta George Orwell`ın “Hayvan Çiftliği” adlı romanını okudum. Bu eser, onun çağdaş klasikler arasına girmiş iki kitabından biri. 1940'lardaki reel sosyalizmin eleştirisi niteliğinde olan bu roman, dünya edebiyatında yergi türünün başyapıtlarından biri olarak kabul edilir.

Hayvan Çiftliği'ni okurken bir sanat eseri okuma hazzı yaşadığım gibi düşünsel anlamda da bana farklı şeyler hissettirdiğini söyleyebilirim. Sizler de benimle aynı düşünce iklimine mi girersiniz, yoksa farklı bir atmosferi mi teneffüs edersiniz, bilemiyorum. Ama ben sadece kitabın özünü, özetini sizinle paylaşıp gerisini tahayyülünüze havale edeyim:

Hayvan Çiftliği'nin karakterleri hayvanlardır. Bir çiftlikte yaşayan hayvanlar, kendilerini sömüren insanlara başkaldırıp çiftliğin yönetimini ele geçirir. Amaçları daha adil bir toplum oluşturmaktır. Aralarında en akıllı olan domuzlar, kısa sürede önder bir takım oluşturur; ama bir süre sonra devrimi yolundan saptırırlar. Artık insanlardan daha baskıcı, daha acımasız bir yönetim kurulmuştur. George Orwell, bu romanında tarihsel bir gerçeği eleştirmektedir. Romandaki önder domuz, Stalin'i simgelemektedir. Diğer kahramanların da dönemin farklı kişilerini sembolize ettiği söylenebilir.

George Orwell, Hayvan Çiftliği romanı ile aslında politikanın gerçek yüzünü sevimli hayvanlar üzerinden herkesin anlayabileceği bir dille anlatmaya çalışıyor.

Çiftlikte yaşayan hayvanların tek istekleri, adil bir yaşamdır. Fakat gücü elinde bulunduran çiftlik sahibi, hayvanlara kötü davranır ve dahası sıklıkla onlara yemek vermeyi unutur. Bunun üzerine hayvanlar sitem eder ve Koca Reis ya da Binbaşı lakaplı yaşlı domuz önderliğinde başkaldırmayı planlarlar. Fakat planları gerçekleşmeden yaşlı domuz ölür ve hayvanlar lidersiz kalır.

Bir gün yine aç bırakıldıklarında daha fazla dayanamazlar ve ayaklanma çıkar. Çiftlikteki insanlara saldırıp onların kaçmalarını sağlarlar. Böylece çiftliği ele geçirirler ve önder olarak yaşlı domuzun yakın arkadaşı olan Napolyon lakaplı domuzu seçerler. İlk iş olarak yaşlı domuzun söylemlerinden kendilerine bir kanun çıkartırlar: Asla insanlar gibi olmayacaklar, başka bir hayvanı öldürmeyecekler, insanların yaşadığı yerde yaşamayacaklar, yattıkları yataklarda yatmayacaklar, onlar gibi giyinmeyecekler...

Başlangıçta her şey iyi gider ve kendi aralarında yaptıkları adil iş dağılımı ile çiftliği mükemmel bir şekilde işletirler. Snowball adındaki domuz okumayı öğrenir ve diğer hayvanlara da öğretir. Hayvanlar içinde düşünen biri olduğu için ilerde liderliğini kaybetmekten korkan Napolyon`un kinini kazanmaya başlar. Napolyon gücünü koruyabilmek için gizlice yavru köpekleri polis gibi eğitip kendi himayesine alır. Gücü eline tamamen geçirdiğinde de ilk olarak Snowball`u hain ilan ederek çiftlikten attırır.

Napolyon gücün verdiği ihtiras ile kendine göre kararlar almaya başlar. İlk olarak kelime oyunları ile anayasada ufak değişikliklere gider. Örneğin çok çalıştıkları için insanların yaşadığı yerde yaşayabileceklerini söyler, insanların yattığı yerde sadece çarşaf varsa yatılamayacağını belirtir. Bunun gibi ufak değişiklikler ile kendini haklı çıkartmayı başardığını sanır. Fakat bu durum zamanla hayvanlarda rahatsızlık yaratır.

 Çiftlikte bir sorun olduğunda bir zamanlar kovdurduğu ve ortalıkta görünmeyen Snowball`ı suçlar ve onun sabotaj yaptığını söyler. Güzel bir şey olduğunda ise her şey kendinden menkuldür. Karşıt bir görüş oluştu mu köpeklerini ortaya salarak korku yaratır.

Çiftlikte kıtlık başladığında tavukların yumurtalarını satmaya karar verir. Fakat tavuklar karşı çıkınca onları hain ilan eder ve hepsine ölüm cezası verir. Anayasada da ilgili maddeyi değiştirir: Hiçbir hayvan öldürülemez, hainler hariç.

Napolyon, lider olmanın konforunu sonuna kadar yaşamak ister, bu nedenle bir zamanlar çiftlikten kaçırdıkları insanlar ile anlaşma yapmaya kadar işi götürür. Kendi keyfi için çiftliğin ürünlerini onlara satar ve ihtişam içinde hayatına devam eder.

Çiftlikte işler iyice kötüye gitmektedir ve hayvanlar arasında rahatsızlık her geçen gün artmaktadır, fakat güç sahipleri bunu görememekte veya görmek istememektedir.

Sonra… Sonrasını merak edenlere, kitabı bulup okumalarını öneriyorum.