• DOLAR 15.952
  • EURO 16.84
  • ALTIN 945.712
  • ...

Bu soruya cevap verebilmemiz için, önce Allah'ın bize yegâne reçete olarak gönderdiği kitabına bakmamız gerekir. Allah (cc), insanı eşref-i mahlukat olarak yaratmıştır. Kâinatta insan gibi harika bir varlık olmadığı gibi, şeref ve itibar bakımından da insandan daha şerefli ve daha değerli bir varlık yoktur. Hekim olan Allah, onun hem suretini hem de siyretini güzel kılmıştır.

İşte bu şerefi itibariyledir ki, Mevla, yerde ve gökte ne varsa insanın hizmetine sunmuş olarak onun emrine amade kılınmıştır. "O (Allah), gökte ve yerde ne varsa hepsini sizin buyruğunuz altına vermiştir. Doğrusu bunlarda, düşünen kimseler için ayetler vardır." (Câsiye: 13)

Varlık aleminde bulunan her şey, Allah'tan gelmiş, Allah'a gidecektir; hepsini O var etmiştir, yöneten yönlendiren O’dur; onları insanın hizmetine sunan, kullanılır duruma getiren O’dur. İşte insan denen varlık, Allah tarafından kâinata egemen olan yasalar sisteminin bir yönünü öğrenmek, evrenin güç ve enerji kaynaklarını hizmetine almak, böylece gücünü ve enerjisini büyük ölçüde artırmak gibi özelliklerle donatılmıştır.

Bütün bunlar Allah'u Teala'nın insanoğluna yönelik lütufları ve ihsanıdır. Bunlar hakkında düşünen, aklını kullanan, aklıyla ve kalbiyle bu güç ve enerjileri yönlendiren, onları idare eden sanatkâr elin uyarıcı dokunuşlarını izleyen kimseler için ayetler, alametler vardır. Bundan çıkarılacak dersler ve ibretler vardır:

İnsanoğlu bir fikir, bir düşünce sırrını ortaya çıkardığı, güç ve enerjileri aşıp bunların kaynağına, bunlara egemen olan evrensel yasalar sistemine, bu yasalarla insanın öz yaratılışı arasındaki bağa yönelmedikçe doğru, derin ve kapsamlı bir düşünce kuramaz. Zira bu bağ, insanın evrensel yasalar sistemi ile iletişim kurmasını, onları kavramasını kolaylaştıran tek muvasala, iletişim hattıdır. Bu bağ olmadan insanoğlu evrensel yasalar sistemi ile iletişim kuramayacak, onları kavrayamayacaktır. Evrensel güç ve enerji kaynaklarını öğrenemeyecek, onlara hükmedemeyecek, hizmetine alamayacak, onlardan yararlanamayacaktır.

Bugün insanoğlu bu bağdan koptuğu için yolunu şaşırmış, pusulayı kaybetmiştir. Kendisine hizmet etsin diye yaratılan eşyanın hizmetçisi, kölesi durumuna düşmüştür. İnsan eşyaya çok değer verdiği için eşya pahalanmış, kendisi ise ucuzlamış, değer kaybına uğramıştır.

Allah katında insan değeri ile eşyanın değeri terazinin iki kefesi gibidir. Biri ağır basınca diğeri yukarı kalkar. Eğer bugün insanlar hayat pahalılığı karşısında zebun düşmüşse, Allah katındaki değerlerini yitirdiği, değer kaybına uğradığı içindir. Eşya durmadan pahalanmakta, insan da ona hizmet etmeye devam etmektedir. Bundan kurtulmanın yegâne yolunu ise, yine Allah (cc), gösteriyor:

"İşte bu Allah'a ve ahiret gününe inananlara verilen bir nasihattir. Kim Allah'tan korkarsa, Allah ona bir çıkış yolu ihsan eder. Ve ona beklemediği yerden rızık verir." (Talak:2)

"Eğer o ülkelerin halkları iman edip kötülüklerden sakınsalardı, göğün ve yerin bereket kapılarını yüzlerine açardık." (Araf: 96)

İşte bu, Allah'ın yürürlükteki değişmez yasalarının değişmez yüzüdür. Şayet memleketlerin halkları yalanlama yerine iman etseler, şımarma yerine Allah'tan korksalar, Allah onlara yerin ve göğün bereket kapılarını açacak... gök yağmurunu indirecek, yer bitkisini yeşertecek insanlar üstlerinden ve ayakları altından hesapsız rızık yiyeceklerdir.

Kur'an'ın bu ayetleri geçmiş kavimler hakkında nazil olmuşsa da hükmü geneldir ve hitabı kıyamete kadar tüm halklar ve milletler için geçerlidir. Bu hitap engin bir feyzin ışıklarını saçıyor. Öyle ki bu bereketleri insanların alışageldikleri rızıklar ve gıda maddeleri ile sınırlandırmaktan daha öte insanın bütün hayatını kapsar niteliktedir. Eğer insan bilse, gerçek değerini tanısa...