• DOLAR 6.055
  • EURO 6.562
  • ALTIN 308.14
  • ...

Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani ve beraberindekiler Bağdat Havaalanı çıkışında ABD helikopterlerinden atılan füzelerle katledildi. Olayın dünya basınına servis edilmesiyle dünyanın birinci gündem maddesi oldu.

Süleymani suikastını Trump dâhil bütün ABD yetkilileri üstlendi. Saldırının bizzat Trump’ın emriyle yapıldığı ifade edildi.  

Son dönemlerde ABD ve İran arasındaki karşılıklı restleşmeler, Irak ve Suriye’deki İran yanlısı güçlere yapılan hava saldırıları, ABD’nin Bağdat Elçiliğinin basılması, gerilimin tırmandığı bir dönemde Süleymani’nin Bağdat’ta bu kadar rahat davranması Irak’ın güvenli olmasından ziyade ABD’nin böyle bir suikastı yapacağına ihtimal verilmemesi olsa gerek. Herkes biliyor ki Irak hava sahası ve güvenliği ABD’nin kontrolünde ve bilgisi dâhilindedir.

Olay salt bir Süleymani’nin şahsiyetiyle sınırlı değil. Süleymani, sonuçta bir İran generali ve öyle sıradan bir general değil. İran’ın uluslararası yüzü ve sembolüydü. Ne zaman bölge siyaseti, İran’ın dış politikası, Suriye, Irak, Lübnan konuşulsa muhakkak Süleymani’nin de ismi geçerdi. Süleymani, kendi politikasını değil, İran’ın bölgedeki plan ve projelerini yürütmekle görevliydi. Ki aradan saatler geçmişken yerine yardımcısı atandı ve en yetkili ağızlardan intikam çağrıları yapıldı.

Buraya kadar açıkladıklarım olayın haber boyutu. Esas önemli olan bir Müslüman olarak bu olaya nasıl bir tepki verilmeli, nasıl yaklaşılmalı, bu tür durumların bir daha tekrarlanmaması için neler yapılmalıdır, soruları olsa gerek.

Amerika, Saddam’ı, Sünni olduğu için, Şiilere ve Kürtlere zulmettiği için, kimyasallarla katlettiği için öldürmedi.

Ebubekir Bağdadi’yi Suriye ve Irak halkına zulmettiği için, kendi mezhebinden ve meşrebinden olmayanları tekfir ettiği için, İslam’ın imajını kötülediği için öldürmedi. Aksine, Amerika, Şii olsun Sünni olsun, ırkı ve görüşü ne olursa olsun, İslam coğrafyasında kendi emperyal hedeflerine engel olarak gördüğü için öldürdü.

Karşımızda kendine İslam ve Müslümanları düşman seçmiş, yeraltı ve yerüstü kaynaklarını sömüren, saldırıda hiçbir kural ve yasa tanımayan, siyonizmin hamisi olan emperyalist bir Amerika var.

Müslümanlar olarak aramızda ihtilaflar ve çekişmeler, fikir ayrılıkları olabilir. Yanlış da olsa, istemesek de birbirimizle kavgalı olabiliriz. Birbirimizin hakkına hukukuna gereken ihtimamı göstermemiş, kimimiz zalim, kimimiz mazlum konumuna düşmüş de olabilir.

Bütün bunlara rağmen; kafir bir zalimin on bin km öteden gelip kendi menfaat ve çıkarı için, emperyal hedeflerini gerçekleştirmek için coğrafyamızın bir parçasına saldırısını meşrulaştırmaz, haklı göstermez. Aramızdaki ihtilaflar emperyalistlere karşı tek vücut olmamıza engel olmamalıdır. Kendi içimizdeki sorunlar ayrı, emperyalistlerle olan savaşımız ayrı kefeye konulmalıdır.

Ümmet olarak kendi aramızdaki sorun ve problemleri Amerika gibi emperyal güçlere havale edemeyiz. Saddam Hüseyin’i, işlemiş olduğu cürümlerin bedeli olarak Iraklılar cezalandırmış olsaydı bugün Irak bu kaos içerisinde olmazdı.

Birbirimizle konuşarak, istişare ederek sorun ve problemlerimizi kendi aramızda çözme erdemini göstermek durumundayız. Türkiye rahat etmeden İran rahat edemez. Suriye rahat etmeden Türkiye, Mısır rahat edemez. Filistin rahat etmeden ümmet rahat edemez. Hepimiz aynı ananın (ümmet-ümm) çocuklarıyız. İçimizde te’dip ve terbiye edilmesi gereken birileri varsa onu biz te’dip edelim.  Cezalandırılması gereken birileri varsa onu biz cezalandıralım. Bunu düşmanlarımıza bırakmayalım, havale etmeyelim. Yoksa, birbirimize taziye ve başsağlığı dileyemeyecek duruma geliriz.