• DOLAR 7.558
  • EURO 8.983
  • ALTIN 474.05
  • ...

Bireyler olarak ülke ve dünya gündemine abartılı yaklaştığımızı düşünüyorum.

Gündeme kendimizi tamamen kaptırmamız her şeyden önce büyük bir kayıp ve dengesizliktir.

Adalet, her bir şeye hakkını vermek, her şeyi kendine ait olan yere koymaktır.

Birinin hakkını çalmak, gasp etmek ve hakkı olmayan birisine vermek nasıl ki zulümse bir konu üzerinde gereğinden fazla yoğunlaşmak da aynı şeydir, yoğunlaşılması gerekenin hakkını yemektir.

Paramızı lüzumsuz yerlere sarf etmemiz, vaktimizi gereksiz yerlerde tüketmemiz nasıl ki israfsa, yazıksa, öfkemizi, heyecanımızı ve dikkatimizi gereksiz yerlerde harcamamız da aynı şeydir.

Korona salgını bütün dünyada yoğun bir gündem oluşturmasına rağmen iş dünyası nasıl ki; “Bu arada biz işimize bakalım” düşüncesine gelmişse, Müslüman bireyler olarak bizler de; “Bu arada biz kulluğumuza bakalım” demeliyiz.

Bu salgını küçümsemek, görmezden gelmek değil, gereken tedbirleri alıp uygulayarak öte yandan hayatın devam ettiğini unutmamak, sadece pandemiyle yatıp kalkmamaktır.

İstanbul Sözleşmesi de öyle. Evet, kesinlikle yürürlükten kaldırılmasını istiyoruz. Fakat bütün günlerimizi buna ayırmak, bunu İslam’ın hayat memat meselesi olarak görmek, Müslümanların diğer meselelerinin hakkını yemek olduğu gibi kendimize de haksızlık etmek olur.

Gündeme kendimizi ayarsız bir şekilde kaptırma problemimizin yanında Müslümanca bir ferasetle değerlendirme problemimiz de bulunmaktadır. Aslında bunlar biri birine bağlıdır.

Demek istiyoruz ki ister suni olsun ister gerçek olsun hiç bir gündem bizim kulluğumuzu sekteye uğratamaz, ilim ve irfan için verdiğimiz uğraşı engelleyemez ve erteleyemez.

Bir yandan siyasi konulara hak ettiği kadarıyla göz atarız, Muharrem İnce ne demek istiyor, Bahçeli Akşener’i niçin çağırdı şöyle bir kulak veririz.

Ama kendimizi heder edecek şekilde kaptırıp gitmeyiz.

Bütün bunların yerine Beyrut’la bir empati yapmayı yeğleriz.

Yoksa kendi kendimize zulmetmiş oluruz.