• DOLAR 7.85
  • EURO 9.21
  • ALTIN 476.36
  • ...

Beyrut, ah Beyrut...

Hayatımda bundan daha dehşetli bir patlama izlemedim, Allah benzerlerinden ve beterlerinden esirgesin, hayatını kaybedenlere rahmet eylesin, yaralılara şifa, zarar görenlere yardım eylesin.

Dikkat ediniz, şu anda dünyanın her yerinde binlerce Beyrut var, her çeşitten patlayıcı depolarının, patlamaya hazır binaların, şehirlerin üzerinde yaşıyoruz.

Peygamber Aleyhisselam akşam söndürülmediği için bütün bir çadırı içindekilerle birlikte yakan olayı haber alınca buyurdular ki; “Ateş sizin düşmanınızdır; söndürmeden uyumayınız” (Buhari, Müslim)

Buyurun, meseleye bu şekilde en küçüğünden, evlerden yaklaşalım.

Hayatta en çok tedirgin olduğum şey evlerimizin barındırdığı tehlikelerdir. Artık bugün en sade bir ev dahi bir anda kül olacak ve yaşayanları öldürebilecek enerjiye sahip. İster yanmakta olan bir soba, ister kısa devre yapabilecek bir elektrik aksamı, ister elektronik aletlerin her birisi bizim birer düşmanımız değil midir? Bunların hepsi ayrı ayrı kontrol edilmeden uyumamak lüzumsuz bir evham mıdır?

Evlerde çıkan yangınlardan, soba zehirlenmelerinden başlayalım ve gelelim bu düşmanımızın daha büyük çapta olanlarına.

En son Sakarya’daki havai fişek fabrikasındaki patlamadan geriye doğru giderek her birini gözümüzün önüne getirelim. Kırıkkale civarındaki patlayıcı depolarındaki felâketlerin sayısını unuttuk artık. Siz buna kimyasallarla dolu olan elyaf, sünger ve benzer fabrikalarda vuku bulan yangınları da ekleyin.

Ve artık insanlık için en büyük felâket olan Çernobil benzeri nükleer kazaları düşünün.

Tabiri caizse yaşadığımız şu yeryüzü bir anda cehenneme dönüşebilecek enerjiyi barındırmaktadır.

İşin uzmanı değilim ama izlediğim kadarıyla Beyrut faciası dışarıdan atılan bir bomba değil binanın kendisinin depoladığı yanıcı ve patlayıcılardır. Velev ki dışarıdan bir şey atılmış olsa bile içerideki bu enerji hesaba katılarak yapılmıştır.

“Düşmanımız” olarak gösterilen ateşi söndürmeden veya en azından kontrol altına almadan gözümüzü yummamamız bireysel bir yükümlülükse, binaların, şehirlerin altındaki ateşleri söndürmek veya kontrol altına almak da yöneticilerin, devletlerin görevidir.

Bir şey daha söyleyeyim; Beyrut bizim Beyrut’umuzdur, mazlumların yeryüzündeki en önemli direniş merkezlerinden birisidir. Medya her ne kadar işin dehşetini gösterse de kardeşliğimiz konusunda sınıfta kalmıştır.

Biz bir daha geçmiş olsun diyoruz.