• DOLAR 8.471
  • EURO 10.292
  • ALTIN 502.04
  • ...

Cumhuriyet’in kurulmasıyla birlikte ülkenin Müslümanları kendi memleketlerinde garip ve mahkum bir hale getirilmişti. Yeni idareciler, yasa ve uygulamalarıyla halkın değerlerinin üzerinden adeta bir silindir gibi geçmiş ve halka tarifi mümkün olmayan travmalar yaşatmışlardı.

Bediüzzaman ise o dönemlerde, Van Erek dağına çekilmişti. Müslüman halka karşı kendisini sorumlu hisseden her dava adamı gibi o da bir tefekkür içerisindeydi. Halkın kötüye giden durumuna, açılan yaralarına ve acılarına nasıl faydam dokunur, diye düşünmekteydi. Bu arada takvimler 1925’i gösteriyordu. Askerler kendisini tutuklayıp, Burdur’a sürgün ettiler. Sürgünler, takipler, tehditler, zindanlar ve suikastlarla dolu tam 35 sene.

Ancak yaşadığı zorlukların hiç birisini davası için mazeret yapmamıştır. Bilakis şehirden şehire, hapisten hapise sürülmesini İslam davasını farklı yerlere ve farklı insanlara ulaştırma fırsatı olarak değerlendirmiştir. 83 yaşına kadar, sürgünde kurduğu cemaatin mensubu dava arkadaşları ile dinsizliğe karşı şanlı bir davet, tebliğ mücadelesi vermiştir.

Vefatını hissedercesine Isparta’da gözaltında tutulduğu evinden bir kaç talebesi ile ansızın ayrılır. Rabbine, doğduğu topraklarda kavuşmak istercesine Urfa’ya doğru yola koyulur. Devlet güçleri her tarafta kendilerini aramaya başlamıştır. Allah’ın yardımıyla 21 Mart’ta Urfa’ya varıp, İpek Palas otelinin 27 nolu odasına yerleşirler. O zamanlar Urfa, Cemaatinin önemli merkezlerindendi.  

Müslüman halk, Bediüzzaman hazretlerinin Urfa’ya gelişinden haberdar olmuş. Akın akın otele gelmişlerdi. Said Nursi hazretlerini ziyaret edip mübarek ellerini öpmüşler. Üstad’ın orada olduğunu öğrenen Emniyet güçleri, durumu hemen Ankara’ya bildirmişti.

İçişleri bakanlığından gelen talimatlar kesindir. ‘Said Nursi hemen sürgün olduğu yere geri gönderilmelidir’ Talimatını Üstad’a iletmek için emniyet yetkilileri otel odasına giderler. Üstad hazretlerine, hemen oradan gitmesi gerektiğini söylerler. Bediüzzaman ise hasta yatağında oradakilere ‘Acayip! Ben buraya ölmeye geldim. Belki de öleceğim. Siz benim halimi görüyorsunuz, deyip talebelerine dönerek ‘Siz beni müdafaa edin’ demiştir.

Bu arada Urfa kaynamaya başlamıştır. Binlerce insan Üstad’ın bulunduğu otelin önünde toplanmış, yerel ve ulusal basın bu konuyu gündem yapmıştır. Bu arada yazımın ikinci kahramanı Demokrat Parti İl başkanı da durumdan haberdar olur. Hemen emniyetin yolunu tutar. Emniyet müdürü ile Üstad’ın götürülemeyeceği üzerine tartışır.

Tartışma hararetli bir haddeye ulaşır. İl başkanı Mehmet Davut Bey belindeki tabancasını Emniyet müdürünün masasına sert bir şekilde vurarak ‘Eğer onu zorla götürmeye kalkışırsanız önce beni karşınızda bulursunuz’ demişlerdir.

Ardından hükümet doktorunu yanına alıp, Üstad Bediüzzaman’ın yanına giderler. Doktora, Üstad için ‘Yolculuk Yapamaz Raporu’ yazdırır. Urfa’nın Müslümanları ve DP il başkanı, asil bir duruş ve direnişle Üstad’a sahip çıkarlar. Said Nursi hazretlerini dönemin devlet yetkililerine teslim etmezler. Bediüzzaman, imanına ve ilmine yaraşır, şerefli uzun bir hayattan sonra 23 Mart 1960 tarihinde Rabbine kavuşur...

O dönem iktidarda olan DP’nin Urfa il başkanlığını yürüten Mehmet Davut Bey’in halktan yana, onurlu tavrı elbette biraz daha üzerinde durulması gereken önemli bir husustur. Bugün gerek iktidar gerekse muhalefetin il başkanları her şehirde görev yapmaktadır. Mehmet Davut Bey hepsi için güzel bir örnektir.

İl başkanı, halkın adamı olmalıdır. Halkın yanında, halkın değerlerinin cesur bir şekilde savunucusu olmalıdır. Vatandaş istediğinde kendilerine ulaşabilmelidir. Sorunların çözümünde, ellerinden geleni esirgemeyen il başkanlarının isimlerini tarih işte bu şekilde kaydetmektedir. Bu vesile ile Başta Üstadımız Said-i Nursi’yi ve Mehmet Davut Efendiyi rahmetle yad ediyorum.

Yazarın Diğer Yazıları