• DOLAR 6.815
  • EURO 7.428
  • ALTIN 378.23
  • ...

Şu an dünyayı etkisine almış ve hâlen de etkisini devam ettiren bir musibet ( imtihan) ile karşı karşıyayız. Bizleri tabiri caizse, evlerimize hapsetmiş durumda. Şu an içerisinde bulunduğumuz ve diğer 11 aydan daha hayırlı olan Ramazan ayını tam manasıyla idrak edemememize, teravih namazlarımızın, toplu iftarlarımızın en önemlisi ise misafir ağırlayamamamızın hüznü içerisindeyiz; ama ben bu başlık altında farklı bir konuya değinmek istiyorum.

Sizce asıl musibet Corona mı?

Bunu konuşalım biraz. Bana sorarsanız değil çünkü tarihte de görüldüğü gibi; vebalar ve salgınlar toplumları etkisi altına almış, kimi toplumda etkisini çok gösterirken, kimi toplumlarda zayıf etki göstermiştir. Bu yüzden Corona musibeti (imtihanı) de Allah'ın bize bir uyarısı. O’nun (cc) uyarıcısı olarak görmek biz Müslümanlara yakışan bir şekilde tedbir almak ve tedbir üzerine hareket etmek gerekiyor.  Fakat bizim asıl musibetimizden söz edecek olursak, zamanın büyük âlim ve mücahidi Üstad Bediüzzaman'ın da dediği gibi " Asıl musibet ve muzır musibet, dine gelen musibettir. Musibet-i dîniyeden her vakit dergâh-ı ilahîyeye iltica edip feryat etmek gerektir. Fakat dinî olmayan musibetler, hakikat noktasında musibet değildirler." Bu söz birkaç başlık altında incelediğimizde ise:

Peki, asıl musibet nedir?

Asıl musibet; bir kalp eğer İslam'dan uzaklaşmışsa işte bu musibetlerin en büyüğü demektir. Bizler eğer kalbimizde İslam'ın sıcaklığını hissetmiyorsak, emir ve yasaklarını yapmadığımızda, kalbimizin derinliklerinde yapmadığımız ibadetlerin sancısı olmuyorsa, işte asıl musibet budur.

Asıl musibet; toplum içinde iyilik ve güzelliğin " iyiliği emret kötülükten sakındır" şiarının ortadan kalkması, güven duygusunun zedelenmesi, daha açık bir ifade ile " Menfaatçiliğin" ön plana çıkmasıdır. İşte asıl musibet budur.

Asıl musibet; insanların hiç ölmeyecekmişçesine bu dünya için çalışıp, ebedi yurdu olan ahireti unutmasıdır. Nitekim ayette de belirtildiği üzere" Bilesiniz ki göklerin de yerin de hükümranlığı Allah’ındır. Yaşatan O'dur, öldüren de O'dur. Allah'tan başka sizin için ne bir dost ne bir yardımcı vardır." ( Tevbe 116) ayetini bilmemize rağmen sanki bilmiyormuşçasına yaşamamızdır. İşte asıl musibet budur.

 Asıl musibet; bir annenin bir babanın ve bir çocuğun saatlerce teknolojik cihazların başında ayırdıkları vaktin göze gelmemesi, annenin çocuğa namaz kıl deme cesaretini bulamaması, babanın en basitinden bir nasihat bile edememesi ve en önemlisi çocuğun bunlardan mahrum bir hayat sürerek yaşamasıdır. İşte asıl musibet budur.

Son olarak sözlerimi Allah'ın ayette de belirttiği gibi "Onu ( insanın) önünden arkasından takip edenler (melek) vardır. Onu Allah'ın emriyle korurlar. ( Onlar, ) kendi nefislerinden olan ( iyiliklerini)  değiştirmedikçe, kuşkusuz Allah, bir kavme olan ( nimetin)i değiştirmez! Allah bir kavme kötülük dilediği zaman artık onun için geri çevrilme imkanı yoktur! Onlar için O'dan ( Allah'tan) başka bir dost da yoktur." ( Rad /11)

Bu ayette de belirtildiği üzere biz Müslümanlar en başta kendimiz olmak üzere yakın çevremizi bu saydığımız musibetlere çözüm yolu arayışına girmezsek belki şu anda maddi bir virüs olan Corona virüsünden kurtulabiliriz ama bu ölmeyeceğimiz anlamına gelmiyor. Bu yüzden ümmetin kanayan yarası olan bu ‘manevi virüslere’ karşı vahdet anlayışı ile hareket edersek, inşallah geçici dünya yurdunda, ebedi yurt olan ahiret yurduna hazırlık yapmış oluruz ve her bir ferde düşen bu ilahi emirlerin bilincinde olmak, ona göre hayatını yaşamasıdır.

Zaman mukaddes dinimiz İslam'ı başta yüreğimizde sonrasında çevremizde hissettirme zamanıdır.

Zaman İslam'ı evlere ve gönüllere taşıma zamanıdır.

Taha ÖLMEZOĞLU