• DOLAR 8.357
  • EURO 9.931
  • ALTIN 486.019
  • ...

Medyanın 4. kuvvet olduğu söylenir.

Diğer üç kuvvetin yasama, yürütme ve yargı olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda ilkin medyaya “fazla” güç atfedildiğini düşünebiliriz; ama “endirek” etkileri göz önünde bulundurunca yanıldığımız ortaya çıkar.

Evet, bazı durumlarda medya diğer üç gücü de manipüle edebilme imkânına sahip olabildiği için aslında 1. kuvvet durumundadır.

Asıl konuya girmeden biraz daha teknik bilgiler ile devam edelim.

Medyanın bu önemli özelliklerinden dolayı birçok “güç odakları” tarafından “5. Kol faaliyetinde” kullanıldığı da söylenir.

Şimdi diyeceksiniz ki, bu “5. Kol faaliyeti” ne demektir?

“Beşinci kol; fiilî müdahale ile ele geçirilemeyen bir kitleyi ya da devleti propaganda, casusluk, sabotaj ya da terör yoluyla manevî etkiye maruz bırakmak suretiyle müdahaleye uygun hale getirmek ya da fiilî savaş esnasında savaşı daha kolay kazanmak için yapılan her türlü manevî yıkıcı çalışmadır.”

Amerikan ve İsrail istihbaratlarının “5. Kol faaliyetleri” konusunda uzman olduğu hemen herkes tarafından bilinir.

Muarızlarda ürkekliğe sebep olduğu için bazen kendileri de bu algının yayılması için çaba harcarlar.

Bu arada medya derken sadece klasik anlamda radyo, televizyon ve gazeteleri kastetmediğimizi belirtelim.

İnternet medyası, sosyal ağlar ve sürekli yenileri ortaya çıkan iletişim ağlarının tümü artık algı ve operasyon merkezleri olarak yönetilebiliyor.

Tabii bu bilgiler genel anlamda iletişimcilerin  verdiği bilgiler; ama “kayıt dışı güç odakları”nın da bulunduğunu herkes biliyor. Oyunun içindekilerin çoğu “kendi falsoları” da ortaya çıkabilir endişesi ile “kral çıplak!” demeye cesaret edemiyor. Böylece “kayıt dışı güç odaklarının” 1. Güç konumundaki medyayı kullanarak “tek güç” haline geldiği ve bunun bazen çeşitli vesilelerle ortaya çıktığı biliniyor.

Son günlerde “bazıları” için gündemin en önemli maddesi olan “Sedat Peker ifşaatları”na da biraz bu açıdan bakmak gerekir.

Tabii Peker olayının “klasik şantaj mekanizmalarının modern dille ifade edilmesi” olduğunu da belirtmeliyiz.

Nasıl mı?

  1. Edgar Hoover taktiğinin modern teknoloji ve uzman bilişimciler aracılığıyla tehdit haline getirilmesinden söz ediyorum.

Biraz açayım:

John Edgar Hoover, 46 yıl boyunca Amerikan Federal Soruşturma Bürosunu (FBI) yönetmiş ve ölünceye kadar hiçbir siyasi ya da yargısal güç tarafından görevden “alınamamış” bir isimdir.

Görevden alınamamasının hikmeti ise hemen her siyasetçi ve bürokrat hakkında tuttuğu şantaj dosyalarıdır.

Çok ileri gidenleri (ABD başkanı J. F. Kennedy gibi) kontrolünde tuttuğu “suç odakları” tarafından ortadan kaldıran Hoover, muhalifleri de birbirine vurdurtmuştur. Mesele Elijah Muhammed’i şantajla kontrol altına alan Hoover, onun adamları aracılığıyla Malcolm X’i şehid ettirmiştir.

Hoover’i iyi etüd ettikleri, uygulamalarıyla ortaya çıkan Gülen grubunun da benzer şantaj dosyaları oluşturmanın yanı sıra şantaj oluşturabilmek için araçları temin etme konusunda da uzman oldukları, bazen buna imkan bulamayınca suç delilleri ihdas ettikleri çok sonraları ortaya çıktı.

Detaylara girmek istemiyorum, çünkü mide bulandırıcı…

Sedat Peker’in bir dönem “Gülen’in kara paralarını aklamak” suçlamasıyla kovuşturmaya tabi tutulduğu arşivlere girenlerin bulabileceği bir bilgi.

Bir dönemin “derin devleti” için “önemli işler” yapan Peker, Gülen grubu “derin devletin yerini aldığında” onlar için de “önemli işler” yaptı. Keza Gülen grubu tasfiye edildiğinde yerine geçen “derin devlet” için de “önemli işler” yapmaktan çekinmedi.

Yani demek istediğimiz…

Her dönemin “karanlık ilişkilerinin” içinde yer alan ve “rutin dışına çıkan devletin” yer yer kullandığı bir ismin çok fazla “kirli iş”ten haberdar olması kadar doğal bir şey olamaz.

Yani aktörler değişse de devlet içindeki “karanlık” alanlarda pek bir değişme olmadı.

Kimse Veyis Ateş üzerinden “medya kirli ilişkiler içinde” söylemiyle şaşkınlık belirtileri göstermesin.

Doğu Perinçek’in, Soner Yalçın’ın, Merdan Yanardağ’ın, Can Dündar’ın, Fatih Altaylı’nın isminin geçtiği çok sayıda ilişki ağı var.

Fatih Altaylı’nın Veyis Ateş’i ateşe atarak “patronunun ismini karartma” çabasında olduğundan söz ediliyor.

Hatta biri Sezgin Baran Korkmaz’ın finanse ettiği gazeteci sayısının 12 olduğunu ve “şartlar uygun olursa” bunların ifşa edilebileceğini ima etti.

Yani daha asıl bombalar patlamadı.

Her şey altta süren pazarlıkların sonucuna bağlı.

Bizim bu yazımızı da bu konular için bir “giriş” olarak kabul edin.