• DOLAR 13.719
  • EURO 15.539
  • ALTIN 786.53
  • ...

Polemikler sosyal medyaya taşınınca bazen çok ilginç diyaloglarla karşılaşıyoruz.

Kısa; ama net cevaplar bazen “kapak” adı altında arşivlerdeki yerini alırken, bazen de kısa vurgu ve hatırlatmalarla muhataplar itinayla “gömülmekte”dir.

Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan’ın açıklamaları sonrası da bu manzara ile karşılaştık.

Ufuk Uras şu orijinal tahlili yaptı:

“Irkçı ve faşistlere eşyanın adıyla hitap ettiğinizde çok kızıyorlar fakat faşistlikten de vazgeçmiyorlar. Neonazilerin bütün tezlerini kopyala, yapıştır, taklit ediyorlar, faşistimiz bile yerli ve milli olamadı çünkü kötülük bulaşıcı ve evrenseldir.”

Yine Ufuk Uras çaktırmadan faşistlerin “mülteci” geçmişlerine vurgu yaptı:

“Neonazilerin, "Siyahları seviyorsan, evine al" sloganına bayılıyorlar. Esprileri bile Nazilerden aşırma. Biraz araştırdığınızda çoğu mülteci çıkıyor. İlk gelen sonra gelenden nefret ediyor.”

Emir Kaya, ilginç bir tespitte bulundu:

“Geçmişte zenginler diye kıskanıp Rumları, Yahudileri kaçırttık.

Şimdi de fakirler diye Arapları ve Afganları istemiyoruz.

Anadolu’nun yerlisi, bizim gibi vatandaş olan Kürtlerle bile didişiyoruz.

Galiba biz insan sevmiyoruz.”

Cumhur Frankfurt, tam anlamıyla gömmüş.

“Herkes evine bir ırkçı alıp beslesin. Belki insan olurlar.”

Kendine “siyasi mülteci” payesi kapan Can Dündar da sosyal medyadan Tanju Özcan’a tepki gösterdi.

Dündar, “Sayın Başkan, dilerim hiçbir zaman, savaşta yanan bir ülkeden canınızı, ailenizi kurtarıp başka bir ülkede “misafir” olmak ve böyle düşmanca dışlanmak durumunda kalmazsınız.” dedi.

Tanju Özcan ise Can Dündar’ın paylaşımını alıntılayıp cevap verdi.

Özcan, Dündar’a, “Akıl alacağım son insan, memleket sevdalıları Silivri zindanlarında yargılanırken, yurtdışına kaçan Can Dündar’dır. Biz her şeyin bedelini ödemeye hazırız… Kaçmadan, memleketimizde…” diye cevap verdi.

Tanju Özcan, kendince Silivri üzerinden laf sokuyor; ama yine arada “kaçmak” üzerinden mültecilere taş atıyor.

Bu arada Tanju Özcan da eskiden böyle değilmiş. Ya da eskiden çok kaliteli bir maske takıyormuş.

Bakın 24 kasım 2017 tarihli paylaşımda ne demiş:

“Malatya’da alevi yurttaşlarımıza yapılan bu çirkin saldırıyı kınıyorum. Bu ülkede çarpı atılması gereken tek şey “ırkçılık ve mezhepçiliktir”

Şimdi burada “bu adam “çarpı atılması gereken tek şey” dedi; ama “ırkçılık ve mezhepçilik” diyerek iki şey saydı” diyerek şekle takılmayın.

İşin özü çarpı atılması öyle değil mi?

Öyleyse ırkçı faşistlere bir çarpı da biz atalım!

Böylece polemiğe dahil olduk, iyi mi?

 

BU DA BİR ŞEY

İnsan Hakları İzleme Örgütü, “İsrail Gazze'de savaş suçu işlemiş olabilir” şeklinde bir açıklama yapmış.

AB’nin, ABD’nin ve hatta bazı Körfez ülkelerinin Siyonist işgalciyi değil de Hamas’ı suçladığını göz önünde bulundurduğumuzda “bu da bir şeydir” diyoruz.

Her ne kadar 10-21 Mayıs tarihleri arasında naklen vahşet, naklen katliam söz konusu olsa da İnsan Hakları izleme örgütü, olayları “iyi izlediğini” göstermek için “savaş suçu işlenmiş olabilir” demiş.

Hiç yoktan iyidir.

Sorun şu ki “olabilir” kısmı kesin delillerle “savaş suçu işledi” noktasına gelirse bir şey olacak mı?

Yani “izleme örgütü” daha sıkı bir şekilde izlemeye geçerek insanlık dışı uygulamaları raporlayacak ve tüm dünyaya duyuracak mı?

Evet, asıl beklediğimiz işte böyle “bir şey.”

 

SİZİN YÜREĞİNİZ BÜYÜK

Sudanlı judocu Muhammed Abdurrasul, müsabaka için eşleştiği Siyonist işgalci çetenin temsilcisi ile karşılaşmamak için Tokyo Olimpiyat Oyunları'ndan çekildi.

Bu, Siyonist işgalci çeteyi devlet olarak tanımama anlamına gelen şerefli bir dik duruşu ifade ediyor.

Daha önce de Tokyo Olimpiyat Oyunları'nda 73 kiloda mücadele eden Cezayirli judocu Fethi Nourine, Filistin'e destek vermek amacıyla son 32 turundaki olası eşleşmede rakibi olacak işgalci siyonist ile karşılaşmamak için oyunlardan çekilmişti.

Kura çekiminin ardından açıklamada bulunan Nourine, "Filistin'in mücadelesi benim mücadelemden daha büyük" ifadelerini kullanmıştı.

Belki devam etselerdi başarılı olur ve altın madalyaya kadar ulaşabilirlerdi; ama daha şerefli bir yolu tercih ettiler.

Normalleşme adı altında işgal, ilhak ve zulümleri meşrulaştıran kukla ve satılmış yöneticilerin ihanette birbirleriyle yarıştıkları bir dönemde bu yüreği büyük sporcuları takdir etmemek elde değil.

Rabbim yolunuzu açık eylesin!